"Bazı hayatlar, bir cümlenin sonunda değil, bir davanın başlangıcında taçlanır. Onlar, vatan toprağına düşmeden önce kalplere sarsılmaz bir iman ekenlerdir."
KİMLİĞİ: ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ
Tarih, 15 Şubat 1973’ü gösterdiğinde, bu milletin kalbinden 28 yıllık bir yiğitlik hikâyesi koparılıyordu. O, hayatının baharında, Gaziantep’in Nizip İlçesi, Çiftlik Köyü’nden yükselmiş bir ışıktı. Cemil Doğan adı, sadece evli olduğu kadının ve ardında bıraktığı iki evladının değil, bizzat tüm bir davanın onur mührüydü.
DAVA VE VAZİFE: ADIYAMAN’IN IŞIĞI
Cemil Doğan sadece bir isim değil, bir meşaleydi. Mesleği, ruhları eğitmek, zihinleri aydınlatmaktı. Adıyaman Erkek Sanat Enstitüsü Müdürü sıfatıyla, sadece binaları değil, gençliğin geleceğini inşa ediyordu. Fakat onun adanmışlığı okul duvarlarını aştı; o, tehlikenin kol gezdiği o çetin yıllarda, Adıyaman ÜLKÜ-BİR’in kurucusu oldu ve başkanlığını üstlendi. O, karanlık siyasî atmosferde, inandığı değerler uğruna sancağı ilk açan, etrafına cesareti yayan vizyoner bir kahramandı.
SON YOLCULUK VE İHANET PUSU
Fedakârlığın en ağır bedeli, en sıradan anda ödenir. Sömestri tatili gelmişti ve takvimler 2 Şubat’ı işaret ediyordu. Cemil Doğan, ailesine, memleketine kavuşma umuduyla yola çıkmıştı. Huzurlu bir bekleyişin ortasında, Adıyaman’ın Gölbaşı İlçesi’nde bindiği otobüs zalimce durduruldu. Bu, sadece bir yol kesme değildi; bu, bir imanın pusuya düşürülmesiydi.
30-40 kişilik komünist militan bir grup, sayıca üstünlüklerinin verdiği cüretle bir lidere saldırdı. O, yurdundan uzakta, bir otobüsün içinde, 40’a yakın düşmanına karşı durdu. Bedenini mermilere siper etti, fikrini korudu. O gün, Gölbaşı yolunda, vatan sevgisinin ne kadar ağır bir bedeli olabileceğinin kanı döküldü. Ağır yaralanarak yere düştü, ancak davasının ateşi ruhunda yanmaya devam ediyordu.
13 GÜNLÜK DİRENİŞ
Yetişenler, ağır yaralı yiğidi derhal Gaziantep Devlet Hastanesine yetiştirdiler. Orada, Cemil Doğan’ın kahramanlık mücadelesinin ikinci, belki de en sessiz perdesi başladı. 13 gün boyunca komada kaldı. Bu 13 gün, sadece tıbbî bir süreç değil, ruhun beden üzerindeki en çetin savaşıydı; gençliğine, çocuklarına, davasına tutunma direnişiydi. Her gün, her nefeste, o zorlu kararlılığın acısı vardı.
ŞEHADET VE EBEDİ MİRAS
Ne yazık ki, ölüme meydan okuyan bu büyük yürek, 13 günlük destansı direnişin sonunda, 15 Şubat 1973 günü Hakk’a yürüdü. Cemil Doğan, 28 yıllık kısacık hayatına bir okul müdürünün azmini, bir davanın kurucusunun cesaretini ve bir şehidin tarifsiz fedakârlığını sığdırdı.
Cenazesi, yola çıktığı memleketi Gaziantep’te, doğduğu toprakların kalbine sırlandı. O artık bir isim değil, geleceğe uzanan bir yemindi. Adıyaman’da yaktığı dava ateşi, Gölbaşı’nda döktüğü kanla mühürlendi ve tüm bir milletin hafızasına ebediyen kazındı.
"Kimi yiğitler, hayatı bir cümlenin arasına sığdırır. Cemil Doğan, bu millete 28 yaşında, sarsılmaz bir imanla yazılmış, zamana yenilmeyen destanını miras bıraktı."