"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; vatan toprağının geleceği için bir inanç uğruna yakılır ve o kor ateş asla sönmez."
YÜREĞİ ESKİŞEHİR’DE ATAN ADANMIŞLIK RUHU
Cengiz Mansır. Bu topraklara adanmış bir ömrün, hüzünlü ve mağrur bir simgesi. Eskişehir’in Bağlar mahallesinde, mütevazı bir ailenin en büyük oğlu olarak, omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklenmişti. Henüz 26 yaşındaydı. Gencecik bir işçi ruhu taşıyordu; alın terinin ve dürüstlüğün ne demek olduğunu daha küçük yaşta öğrenmişti. Üç fidanın en yaşlısı olarak, ailesinin kıt kanaat geçinen hayat mücadelesine şahit olmuş, ancak bu imkansızlıklar onun yüreğindeki ilim aşkını söndürememişti. Lise eğitimini Eskişehir’de tamamladığında, önünde sadece ailesinin değil, mensubu olduğu milletin geleceği vardı.
İDEALLERİNİN PEŞİNDE ANKARA YOLCULUĞU
Cengiz Mansır, kararlılığın ve azmin canlı bir timsaliydi. Başkent Ankara’ya doğru attığı her adım, büyük bir fedakârlığın sonucu olarak atılıyordu. Ankara Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisini kazanmıştı. Babasının maddi yokluklarına rağmen, tahsil hayatını başarıyla yürütüyor, bu ülkenin yarınlarını inşa edecek bilgiyle donanıyordu. O, sadece bir öğrenci değildi; aynı zamanda Ülkücü Gençlik Derneği’nin sarsılmaz neferlerinden biriydi. Okulunu ihmal etmeden, kimi zaman çalışarak harçlığını çıkarıyor, kimi zaman ise inandığı değerler uğruna mücadele veriyordu. Onun için okumak, bir kariyer hedefinden öte, bu milletin davasına hizmet etmenin bir yoluydu.
YILMAYAN CESARET VE O KARARLI DURUŞ
Yıllar süren azmin ve dürüstlüğün semeresi olarak, Cengiz Mansır okulunu bitirdi ve özel bir kuruluşta meslek hayatına atıldı. Artık hem bir işçi, hem bir mühendis adayı, hem de idealist bir aksiyon adamıydı. Fakat karanlık, aydınlık ruhları her zaman hedef alır. Çalıştığı yerde onu rahat bırakmadılar. Onun ülkücü kimliği, dürüst duruşu ve sarsılmaz inancı, huzursuzluk tohumları ekmeye çalışanların gözüne batıyordu. O baskılara, o tehditlere rağmen geri adım atmadı, boyun eğmedi. O, sadece ekmeğini kazanmak için değil, inandığı doğru için de orada durmaya devam etti.
14 ŞUBAT 1980: KAHRAMANIN SON SOFRASI
Takvimler 14 Şubat 1980’i gösterdiğinde, kader ağlarını Ankara’nın merkezinde, Necatibey Caddesi’nde örmekteydi. Bir insanın en doğal, en masum anında, bir lokantada, yemeğini yerken... O sırada, ideolojik nefreti kandan beslenen karanlık bir el harekete geçti. Komünist bir militan, o lokantaya bir baskın düzenledi. Cengiz Mansır’ın hayatı, ideallerine olan sadakatinin nihai bedeli olarak, o kurşunlarla mühürlendi.
Henüz 26 yaşındaydı. Bir işçi, bir evlat, bir öğrenci, bir ülkücüydü. Hayatı, bir anlık nefret ve hain bir saldırıyla, en verimli çağında kesilip atıldı. O karanlık baskın anında gösterdiği duruş, onun davasına ne denli adanmış olduğunun son kanıtı oldu. Cenazesi, doğduğu toprakların şahitliğinde, Eskişehir Esentepe Mezarlığı’na defnedilerek, bir milletin vicdanına emanet edildi.
"O, sadece bir kurban değil; 14 Şubat 1980’de, Necatibey Caddesi’nde yediği kurşunlarla, idealler uğruna ödenen bedelin tarihe düşülen en soğuk, en onurlu imzasıydı."