"Kimi yiğitler, bayrağın düştüğü yerde bir başına kalsa da, göğsünü siper etmeyi hayatın en yüce gayesi sayar."
BİR KÖYÜN YİĞİT NEFERİ: BEKİR GİZLİGÖL
Tarih 1978'e, takvimler en kara kış günlerini gösterirken 14 Şubat'a ulaştığında, Anadolu coğrafyası bir kez daha destansı bir fedakârlığa şahitlik edecekti. Bu destanın kahramanı, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Büyükgöl Köyü’nde doğan ve toprağın asil alın teriyle yoğrulmuş bir gençti: Bekir Gizligöl. Mesleği çiftçilikti; toprağı işlemeyi ve vatanını sevmeyi atalarından miras almıştı. Henüz yirmi yaşındaydı, hayatının baharında, askere bile gitmemişti; ancak cesareti ve imanı, en deneyimli askerin ruhundan farksızdı.
YALNIZ BİR YÜREK VE ÜÇ HİLALİN GÖLGESİ
Bekir Gizligöl, Anadolu’nun zorlu günlerinde, köyünde tek başına bir fener gibi yanıyordu. Metruk köy evlerinin arasında, Üç Hilalli bayrakları korkusuzca dalgalandırıyordu. Düşman çemberi ne kadar daralırsa daralsın, Bekir, tek başınaydı ama yüreği büyüktü. Bu duruş, sadece bir siyasi tercih değil, varoluşsal bir meydan okumaydı. Ailesiyle birlikte milliyetçi değerlere sıkı sıkıya bağlı olan bu genç, yazları Çukurova’nın yakıcı sıcağına gidiyor, ekmek parasını bile vatan ve millet sevgisiyle harmanlayarak kazanıyordu. O, sadece bir çiftçi değil, aynı zamanda davasının namusunu bekleyen bir serdarıydı.
FEDAKARLIĞIN İLK SINAVI
Ancak onun bu kararlı duruşu, karanlık güçlerin hedefi haline gelmesine neden oldu. Şehit edilmesinden kısa süre önce, komünist bir grubun hain saldırısına uğramış ve dövülmüştü. Bu darbe, onun yolundan dönmesi için bir uyarıydı; fakat Bekir’in ruhu çelikten yapılmıştı. Uğradığı fiziki şiddet, onun inancını zayıflatmak yerine, bayrağa olan adanmışlığını daha da keskinleştirdi. O geri adım atmadı; beklediği tehlikeyi bile bile, kendi ocağının başında beklemeye devam etti.
KAPIYA DAYANAN KARANLIK (14 ŞUBAT 1978)
Karanlığın en yoğun olduğu anlarda, o meşum gece yarısı geldi çattı. Tarih, Bekir’in evini baskınla saran 20 kişilik terörist grubun şiddetini kaydetti. Sayıca yirmi kat üstün, kinle bilenmiş bir güruh, bir gencin evini ablukaya almıştı.
O an, Bekir Gizligöl, ailesinin sığınağını korumak için, elinde ne varsa onunla bir cephe kurdu. Bir yanda sevdikleri, diğer yanda vatanına kastedenler vardı. Geri çekilmek yoktu. Tam yarım saat boyunca o kalabalık terör sürüsüne karşı tek başına direndi. O yarım saat, sadece bir zaman dilimi değil, yirmi yıllık kısa ömrünün en uzun, en destansı mücadelesiydi; namusun ve onurun son saniyesine kadar savunulmasıydı.
SON NEFES, YÜKSELEN DESTAN
Ne var ki, sayı üstünlüğünün ve hunharca şiddetin duvarı çatlatması kaçınılmazdı. Yarım saatlik çetin direnişin ardından, kalabalık terörist grup evin kapılarını zorla kırdı.
Bekir Gizligöl, ailesinin, o kutsal yuvanın gözleri önünde, inancının bedelini ödedi. O, sadece bir can vermedi; yirmi yaşında, askere gitmeden önce, çiftçi kimliğiyle yurdun en zorlu köşesinde bayrağı yere düşürmeme sözünü tuttu. 14 Şubat 1978’de, Şanlıurfa toprakları, yiğit bir Ülkücü Şehidin kanıyla kutsanmış oldu. Onun son nefesi, bir yenilgi değil, Anadolu’nun dört bir yanına yayılan sessiz ama sarsılmaz bir kahramanlık fısıltısıydı.
"Onun yarım saatlik direnişi, bir ömrün özetiydi; Bekir Gizligöl 20 yaşında düştü ama destanı asırlara yayıldı."