"Mühendis, geleceğin kalesini sadece taşla değil, inançla inşa eder. O, sadece yapılar yükseltmedi; milletin sarsılmaz duruşunu temsil eden bir abideydi."
YÜKSEK MİMARIN YÜKSEK DİK DURUŞU
1947 yılının o kadim topraklarında, Gaziantep’in Nizip ilçesinde, ülkücü bir destanın kahramanı doğdu: Mustafa Naimoğlu. O, sadece bir vatan evladı değildi; bilimi ve irfanı şahsında toplayan bir Yüksek Mühendisti, bir İnşaat Mühendisiydi. Hayatını sağlam temeller üzerine kurmuştu. Evliydi, yüreğinde taşıdığı iki küçük canla, iki çocukla yuvasını aydınlatıyordu. Fakat bazı insanlar için sıradan bir hayat kurmak yeterli değildir; onlar, milletin geleceğine de temel atmayı vazife bilirler.
ADANMIŞLIĞIN BEDELİ VE YÜREĞİNDEKİ ATEŞ
Mustafa Naimoğlu, çevresince büyük bir hürmet ve sevgiyle anılan, sözü dinlenen bir liderdi. Nizip’te Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) İlçe Başkanlığı görevini üstlenerek, ülkücü mücadelenin sancaktarlığını yapmıştı. 1977 yılında, bu adanmışlığını bir üst seviyeye taşıyarak, makamın konforundan feragat etti ve milletin sesini Meclis'e taşımak üzere vekil adayı olmak için başkanlık koltuğunu bıraktı. Bu, rahat bir yaşam yerine, çetin bir kavgayı seçmek demekti.
O yıllar, Anadolu'nun üzerinde kara bulutların dolaştığı, hain tuzakların kurulduğu yıllardı. Bölücü faaliyetler ve Marksist örgütlerin karanlık gölgesi ülkenin dört bir yanına yayılıyordu. O günlerin en cüretkâr tehdidi olan ve metinlerde "Apocular" adıyla anılan örgütün saldırıları ve tacizleri giderek artıyordu. Nizip, bu kavgada cephe hattıydı. Mustafa Naimoğlu, mühendislik bilgisini kullanarak hayat kurmak yerine, mücadelesiyle yurdun yıkılmaz kalesi olmayı seçmişti. O, tehditlere boyun eğmeyen, milletinin istikbali için canını ortaya koyan yiğit bir duruş sergiliyordu.
SON SABAH: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Takvimler, soğuk ve kederli bir 13 Şubat 1979 Salı gününü gösteriyordu. Nizip’te, şafak henüz tam aydınlanmışken, sabahın dokuz (09:00) civarıydı. Yiğit Başkan, günlük hayatının rutin bir anını yaşamak üzere, bir banka şubesinden dışarı adımını atmıştı. Oysa hayatın en kritik anları, genellikle en sıradan görünen anlarda saklıdır.
Mustafa Naimoğlu, bilincinde olduğu tehlikenin üzerine yürüyordu. Hainler, rahat durmuyordu; pusuyu kurmuşlardı. Tam o anda, Kürtçü-bölücü zihniyetin tetikçisi olan iki zifiri gölge, kahramanı bekliyordu. Bankadan çıkan bu vatan sevdalısı mühendis, planlı bir suikastın hedefi oldu.
KAHRAMANIN SON NEFESİ: ÇAPRAZ ATEŞ VE ŞEHADET
İki koldan gelen alçakça ve vicdansız bir saldırı başladı: ÇAPRAZ ATEŞ!
Sözde "saldırılarını artıran" düşman, en sarsılmaz direnişçilerinden birini susturmak istiyordu. Fakat Mustafa Naimoğlu’nun duruşu, kurşunlardan daha güçlüydü. Hain ellerden çıkan kurşunlar bedenini buldu. O Yüksek Mühendis, fikriyatının temellerini attığı vatan toprağına, Nizip’in sokaklarına düştü.
13 Şubat 1979’da, o yiğit ülküdaşımız, inandığı değerler uğruna aldığı kurşun yaralarıyla şahadete yürüdü. Mustafa Naimoğlu, sadece toprağa düşmedi; mücadelesiyle, cesaretiyle ve adanmışlığıyla Türk milletinin hafızasına, fedakârlığın ve korkusuzluğun ölümsüz bir destanı olarak kazındı.
"Şehitler ölmez. Onlar, göğün çatısına kurulan köprünün direkleridir; yıkılmazlar, sadece ölümsüz bir varoluşa terfi ederler."