"Bir adamın ömrü, bir davanın bayrağı olur. O bayrak, yere düşmemek için can pahasına dikilir ve 13 Şubat gecesi, bir yıldız kayarken milletin göğüne kazındı."
YÜREĞİNE KAZINAN YEMİNİN ADI
O, sadece 31 yıllık kısa bir ömür sürmedi; o ömrü, Anadolu’nun fırtınalı bir döneminde inancının sarsılmaz bir kalkanı yaptı. Ülkücü Şehit Mehmet Özgün... O, Antalya’nın Gazipaşa ilçesinin öz evladıydı; bu topraklarda doğdu, bu toprakların davasını omuzladı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nden aldığı Jeoloji eğitimi, onun sadece yer altı katmanlarını değil, milletinin manevi derinliğini de anlamasını sağladı.
Lakin o, sadece okumuş bir aydın değil, aynı zamanda zorlu bir siyasi mücadelenin öncüsüydü. Gençliğinin baharında, evli ve iki evlat babasıyken, üzerine aldığı yük, şahsi kaygılardan çok daha büyüktü. O, kendi ailesine duyduğu sevgi kadar, büyük millet ailesine de adanmıştı.
BAŞBUĞ’UN GÖLGESİNDEKİ ADANMIŞLIK
Mehmet Özgün, adanmışlığın en yüksek mertebesini yaşamıştı. Liderlik yolunda attığı her adım, bir görevin kutsallığını taşıyordu. Henüz Gazipaşa Milliyetçi Hareket Partisi İlçe Başkanı olarak memleketine hizmet ederken, daha önce aldığı görevler, onun güvenilirliğinin ve sarsılmaz sadakatinin en büyük kanıtıydı.
Zira o, Türk Dünyasının Başbuğu Alparslan Türkeş’in en yakınındaki isimlerden biri olmuş; bir süre onun korumalığını ve Özel Kalem Müdürlüğü gibi hayati görevleri üstlenmişti. Bu görevler, onun sadece bir militan değil, aynı zamanda davasına gönülden bağlı, mücadelesine yön veren bir fikir ve eylem adamı olduğunu gösteriyordu. O, hayatını bir emanet gibi taşıyor, her an nöbette olduğunu biliyordu.
KARANLIĞIN PUSU KURDUĞU SON VAZİFE
Takvimler 13 Şubat 1980’i gösterdiğinde, hava soğuktu ve karanlık, Gazipaşa’nın üzerine çökmüştü. O gece, Mehmet Özgün bir siyasi çatışmadan veya meydan savaşından dönmüyordu; aksine, en insani ve en merhametli görevi ifa etmişti. Gece saat 22.30 sıralarında, bir hasta ziyaretinden evine geri dönüyordu. Bu, onun şefkat ve sorumluluk duygusunun, siyasi kimliğinden bile önce geldiğini gösteren son eylemiydi.
Ancak, ihanet ve korkaklık, merhametin ışığına tahammül edemedi.
Kendi yuvasının eşiği, bir kahraman için pusu yeri oldu. Evinin önüne geldiği anda, karanlığın içinden çıkan komünist militanlar, arkadan ve haince ateş açtılar. Bir davanın lideri, bir milletin fedaisi, adını tarihe kanıyla yazdırırken, bir an bile tereddüt etmediği yoldan geri dönmeden, hain kurşunlar neticesinde şehadet mertebesine yükseldi.
Bu, bir çatışma değildi; bu, karanlığın aydınlığa karşı kurduğu alçakça bir suikastti. Mehmet Özgün, geride bıraktığı genç yaşının, iki yetim yavrusunun ve eşinin feryadını, davasının sönmez ateşiyle bastırarak sonsuzluğa yürüdü.
HİÇ SÖNMEYECEK MİRAS
O, can verdiği Gazipaşa topraklarına, Toru Mahalle Mezarlığı’nda emanet edildi. Ancak onun şehadeti, sadece bir kabir taşıyla sınırlı kalmadı.
Bir milletin hafızası güçlüdür; kahramanlarını unutmaz. Yıllar sonra, 2000 yılında dünyaya gelen torununa, bu büyük fedakarlığın hatırası ve sarsılmaz bağlılığın yemini olarak, Şehit Mehmet Özgün’ün adı verildi. Bu ad, sadece bir isim değildi; 13 Şubat 1980 gecesi yapılan o yüce fedakarlığın, gelecek nesillere taşınan bir meşalesiydi.
Onun fedakarlığı, mücadeleci ruhun Gazipaşa semalarında bir yıldız gibi parlamaya devam edeceğinin en büyük ispatıdır.
"Şehitler ölmez; onlar sadece bedenlerini toprağa verirler ki, uğruna can verdikleri vatan, ebediyete kadar yaşasın."