"Bazı ruhlar, şafağı sökmeyen bir ideal uğruna kendi hayatlarının son şafağını karşılar."
BİR KAHRAMANIN KİMLİĞİ VE YEMİNİ
1957 yılında, gelecekte büyük bir davanın manevi neferi olacak bir ruh dünyaya geldi: Ülkücü Şehit Levent Özcan. Hayatının kısa ama yoğun çerçevesi, henüz gençlik çağında bir meşaleye dönüşeceğinin habercisiydi. O, İstanbul’un kalabalık caddelerinde, Şişli-Çeliktepe’deki Emniyetevleri Çelebi Sokağı’nda ikamet ediyordu; ancak gönlü, sadece bir sokaktan ibaret olmayan, binlerce yıllık bir idealin peşindeydi.
EĞİTİM YUVASI, MÜCADELE CEPHESİ
Levent Özcan, basit bir öğrenci değildi; o, idealist mücadelenin yüksek okulunda bir neferdi. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde okurken, gençliğini sadece kitaplara değil, aynı zamanda manevi bir misyonun gerçekleşmesine adadı. Türk-İslam Ülküsünün gerçekleşmesi için en ön saflarda yer aldı. Onun için okul sıraları, kuru bilgileri ezberlemekten çok, büyük bir vizyonu hayata geçirme sözü verilen kutsal bir cepheye dönüşmüştü. O, adanmışlığıyla okulun ve İstanbul’un ülkücü mücadelesi içinde şerefli ve sarsılmaz yerini almıştı.
13 ŞUBAT 1979: SON VAZİFE
O karanlık gün, 13 Şubat 1979 Salı sabahı, İstanbul henüz soğuk ve sessizliğin içindeyken başladı. Saat 08.00 sıralarıydı. Genç ülkücü, her zamanki kararlılığıyla Çeliktepe Şehit Mehmet Çelebi Sokak'ta ilerliyordu. Bilmiyordu ki, yürüdüğü bu sokak, adanmışlığın bedelinin ödeneceği bir pusunun sessizliğini taşıyordu.
Bu, bir tesadüf değildi. Bu, ülkülerinin gücünden korkanların planladığı hain bir girişimdi.
ATEŞ VE EBEDİ VUSLAT
Sokak aniden deşifre oldu. Levent Özcan’ı bekleyen iki komünist militan, gizlendikleri yerden saldırdılar. Silahların patlamasıyla, sokağın sakinliği yerini yaylım ateşinin korkunç sesine bıraktı. Bu, silahsız bir ideale, iki hainin namlusundan çıkan mermilerin saldırısıydı.
Kahramanlık, tam da bu anda, geri adım atmadan duruş sergilenen o kısacık anda yaşandı. Levent Özcan, fiziken düşebilir, ama inançları yenilmezdi. Şakağından isabet eden o kurşun, 1957’de başlayan bu kutlu hayatı, 22 yaşında ebediyete mühürledi.
O, bedenen Çelebi Sokağında şehit düşerken, ruhu, hayatını adadığı Türk-İslam Ülküsünün en yüce mertebesine yükseldi. Adı, sadece bir öğrenci olarak değil, idealleri uğruna en büyük bedeli ödeyen bir yiğit olarak tarihin en şerefli sayfasına yazıldı.
"Tarih, sadece doğanları değil, aynı zamanda idealleri uğruna düşenleri de yazar; çünkü onların kanı, geleceğin filizlendiği topraktır."