"Bazı hayatlar, bir dava uğruna yirmi beş bahara sığdırılmış destanlardır."
I. ERZİNCAN’IN KAHRAMAN YÜREĞİ
Anadolu’nun kadim toprakları, Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Çadırkaya Beldesi’nde, genç bir fidan boy verdi: Turan Torun. Henüz ömrünün baharında, 25 yaşındaydı. Gözlerinde memleket sevdası, omuzlarında ise ağır bir sorumluluk taşıyordu. O, sadece bir köylü, bir kentli değildi; o, idealizmin ateşini yüreğinde taşıyan, yolundan dönmeyen bir yiğitti. Hayatını kazanmak için yaptığı mesleğin ötesinde bir göreve adanmıştı; dünyalık kaygılar, onun davasının gölgesinde kalmıştı.
II. ADANMIŞLIĞIN BEYAZ SANCAĞI
Turan Torun, genç yaşına rağmen Çayırlı Ülkücü Ocakları Derneği’nin (ÜOD) başkanlığını yürüten kararlı bir liderdi. Bu görev, sadece bir unvan değil, memleketin geleceğine dair verilmiş sarsılmaz bir yemindi. Fırtınanın en şiddetli estiği günlerde, o, Çayırlı’nın üzerine gerilmiş beyaz sancak oldu. Tehlike her köşeyi sardığında, Turan Torun, makamları değil, mücadeleyi seçen, fedakârlığın somutlaşmış haliydi.
III. ANKARA YOLUNDA SON KARAR
Takvimler 12 Şubat 1976’yı gösteriyordu. Birliğin, beraberliğin ve mücadelenin daha güçlü bir şekilde sürdürülmesi için Ankara’ya doğru kutsal bir yolculuk başlamıştı. Turan Torun, Çayırlı tren istasyonunda, ulvi bir göreve doğru attığı son adımların heyecanıyla bekliyordu. Ancak o karanlık yıllarda, idealist bir duruş sergilemek, hayatın en büyük bedelini ödemeyi göze almak demekti. Bu bekleyiş, bir seyahatin başlangıcı değil, bir kahramanlık menkıbesinin zirvesi olacaktı.
IV. İSTASYONDA YAZILAN SON BÖLÜM
O gün, karanlık, pusuya yatmış bir gölge gibi istasyonu sardı. Komünist militanlar, kalleşçe bir tuzakla, Turan Torun’un üzerine yürüdü. Silahlar patladı. O yiğit bedene, tam üç kurşun saplandı. Turan Torun, davası uğruna, istasyonun soğuk zemininde ağır yaralar alırken dahi, inancından zerre taviz vermedi. Bu, sıradan bir çatışma değil, bir ideolojinin diğerine karşı namertçe fırlatılmış, soğuk ve acımasız hançeriydi. O, düştü; fakat duruşu, göklerdeki bir kartal gibi dimdik kaldı.
V. ŞEHADETİN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ
Ağır yaralı halde, Erzincan Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorlar, insanüstü bir çabayla onu hayata bağlamaya çalışırken, o, belki de son anlarında, davasına olan adanmışlığını bir kez daha fısıldıyordu. Ancak, 12 Şubat 1976’da, üç kurşunun açtığı yaralar, genç bir hayatı soldurdu. Turan Torun, 25 yaşında, Erzincan’da şehitlik mertebesine erişerek ölümsüzleşti. Onun hayatı, bir tren istasyonunda ansızın sonlansa da, bıraktığı iz, Çayırlı’dan başlayıp tüm memlekete yayılan, nesiller boyu sürecek bir onur ateşi oldu. Cenazesi, mücadele ettiği toprakların kalbine, Çayırlı’da toprağa verildi ve oradan sonsuzluğa uğurlandı.
"Onun hikâyesi, yirmi beş yaşında bir fidanın, toprağa düştüğünde dahi, bir milletin vicdanında kök salışıdır."