"On sekiz yıllık bir ömre sığdırılan asil bir duruş, karanlığa karşı yükselen en keskin sesti."
YÜREĞİNİN HARİTASI VE ADI
Ankara topraklarında, 1961 yılının bir baharında Dünya’ya geldi o. Aslen Manisalı bir ruhun, başkentte yeşeren filiziydi. Adı Metin Koca. Fakir, ancak gururlu bir işçi babanın oğluydu. Henüz 18 yaşındaydı ve hayat mücadelesini babasının izinde, alın teriyle yoğrulmuş bir onurla sürdürüyordu; o da bir işçiydi. Türk-İslam ahlakını gönlüne nakış nakış işlemişti. Makam, mevki peşinde koşmadı; onun tek zenginliği, milletine duyduğu sonsuz sevgiydi.
OCAĞIN ATEŞİ VE BÜYÜK YEMİN
Metin Koca, bir davaya adanmışlığın en saf timsaliydi. İşçiydi, fakat ruhu bir filozofun sorgulayıcılığına sahipti. Türk milletinin içine düştüğü geri kalmışlık uykusuna çareler arayan genç kafası ve kalbi, bu sosyal meselelerle doluydu. Onun okulu, karanlık derslikler değil; yiğitlerin toplandığı Ülkü Ocakları olmuştu.
Komünistlerin, yalan ve dolanla dolu demagojilerine, işçileri kirli emellerine alet etme çabalarına karşı o, kararlılığın sarsılmaz kalesi gibi durdu. Metin, sadece fikri bir mücadele vermedi; her türlü emperyalizme karşı, milletinin inançlarını yaşatacak ve onu gelişmiş ülkeler safına çıkaracak olan Ülkücü Gençliğin saflarında, hem fikren hem de fiilen çarpıştı. O, yalnızca bir işçi değil, aynı zamanda hürriyetin ve milli iradenin ateşten neferiydi.
IŞIĞA YÜRÜYEN GENCİN SON MÜCADELESİ
Takvimler 11 Şubat 1978’i gösterdiğinde, Ankara’nın Demirlibahçe semtinde, Mamak Caddesi üzerinde, tarihin en acımasız sayfalarından biri açıldı. Metin Koca, inancının bedelini ödemeye hazır bir kahraman olarak yürüyordu. Ancak karanlığın en alçak gölgesi, kahramanların yüzüne bakamazdı. Komünist katiller, onun dürüst ve cepheden gelen duruşuna karşı koyamayacaklarını bildikleri için, en korkak yolu seçtiler: onu kahpece arkadan vurdular.
O an, sadece bir işçinin bedeni yaralanmadı; hainliğin kurşunu, gençliğin ve adanmışlığın kalbine sıkıldı. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı Devlet Hastanesi’nde, bir sonraki gün, 12 Şubat 1978’e kadar hayata tutunmak için büyük bir destan yazdı.
18 YILLIK BİR DESTANIN MÜHRÜ
Ankara, o gün sadece bir evladını değil, bir geleceği toprağa verdi. On sekiz yaşındaki Metin Koca, vücudundaki son nefesi de davasına şahit kılarak ebediyete yürüdü ve şehitlik mertebesine erişti.
Bir işçiydi. Bir ülkücüydü. Bir kahramandı.
Cenazesi, başkentin asil mezarlığı Karşıyaka’da toprağa verilirken, ardında bıraktığı kısa ömür, ülkücü mücadelenin ne kadar büyük bir bedelle kazanıldığının en yüce kanıtı oldu. Metin Koca’nın fedakârlığı, basit bir biyografinin satırlarına sığmayacak kadar büyük, destansı bir fedakarlıktır.
"Metin Koca, 18 yaşında bir işçiydi; ancak taşıdığı bayrak, bütün bir milletin geleceği için ödenmiş bedelin en kutsal şahidi oldu."