"Korkaklar kaçarken, kahramanlar tehlikenin adını bile bile o yola geri dönerler. Hasan Şahin, sadece bir işçi değil, davasının kalesiydi."
GÖĞSÜNDE TAŞIDIĞI VİCDANIN KİMLİĞİ
O, Çankırı’nın çelikten mayası, Ankara’nın ise adanmış ruhuydu. Adı: Hasan Şahin. Mesleği: İşçi. O, ülkenin yarınlarını sadece sözlerle değil, elleriyle de inşa edenlerdendi. İmar ve İskân Bakanlığına bağlı Beton Prefabrik Atölyesinde çalışıyor, memleketin temel taşlarını döşüyordu. Hasköy’ün Yıldız Mahallesi’nde, sade bir hayat sürerken, ruhunda taşıdığı iman ve KÖY YSE İş sendikasındaki (MİSK'e bağlı) kararlı duruşu onu, karanlık dönemin hedef tahtası haline getirecekti.
BİR İŞÇİ CEPHESİNDE VERİLEN SAVAŞ
Hasan Şahin için hayat, sadece beton dökmekten ibaret değildi; hayat, inanç cephesinde dimdik durmaktan ibaretti. Duruşu netti, sesi gürdü ve bu kararlılık, cephenin diğer tarafındaki zorbaların uykusunu kaçırıyordu. Üzerindeki baskı her geçen gün artıyor, tehditler kapısını aşındırıyordu. Bu tehlikeler, günlük rutinin bir parçası olmuştu; ancak Şahin, ne yurduna ne de davasına sırt çevirmeyi düşündü. O, tehditlere rağmen direnişin en önündeki sancağı taşıyan isimsiz bir kahramandı.
KADERİNE YAZILAN İHANET: GÖRMEZDEN GELİNEN SES
Tehlike somutlaştığında, yasal yollardan hakkını aradı. Yetkili makamlara defalarca dilekçe verdi, can güvenliğinin tehlikede olduğunu, hayatının bir ateş çemberinde geçtiğini haykırdı. Bu, bir korkağın kaçış çağrısı değil, bir kahramanın son uyarısıydı.
Ne var ki, dönemin ilgisizliği ve ihmali, bu çağrıyı dondurdu. Dilekçesi işleme konulmadı. O gün, Hasan Şahin, sadece düşmanları tarafından değil, aynı zamanda kendisini koruması gereken sistem tarafından da yalnız bırakıldığını anladı. Ama o geri adım atmadı. Biliyordu ki, arkasında koca bir dava ve arkadaşı Mahmut Görgülü vardı. İhmalin karanlık gölgesi üzerlerine düşerken, onlar can pahasına da olsa yürümeye devam ettiler.
EVİNE BEŞ METRE KALA YÜKSELEN DESTAN
Takvimler 12 Şubat 1980’i gösteriyordu. Saat 19.00 sıralarıydı. Ankara’nın soğuk akşamında, Yıldız Mahallesi’ndeki evine doğru ilerliyordu. Yanında yol arkadaşı Mahmut Görgülü vardı. Sanki sığınağına, huzura sadece birkaç adım kalmıştı. Beş metre... Evet, sadece beş metre.
Tam bu son beş metrede, pusuda bekleyen komünist militanlar, korkakça bir yaylım ateşi başlattı. Adanmışlık, mermilerin sesine karıştı. Hasan Şahin, hayatını adadığı davasının sembolü olarak, yuvasının eşiğinde ağır yaralandı. Mahmut Görgülü de aynı anda, aynı davaya canını feda etti.
Can veren yoldaşını son bir bakışla selamlayan Hasan Şahin, hemen hastaneye kaldırılmak istendi. Ancak ne yazık ki, o yüce ruh, hastaneye ulaşamadan, yolda, davasının bayrağı elinde şehadete yürüdü. O, yurdunu inşa eden elleriyle vatan toprağına son bir kez dokunmuştu. Ankara, o gece iki yiğidini, iki isimsiz kahramanını, Hasan Şahin ve Mahmut Görgülü’yü, şehitler kervanına uğurladı.
"O, sadece beş metre kala düştü; ancak düştüğü yer, bir milletin vicdanına kazınmış en büyük kahramanlık destanının başlangıcıydı. Hasan ve Mahmut, 12 Şubat 1980’de Ankara semalarında yankılanan iki sönmez yıldız oldu."