"Bazı hayatlar, sadece yaşanmak için değil, adanmış bir davanın sonsuzluğa uzanan köprüsü olmak için seçilir."
KORGAN’DAN YÜKSELEN GENÇ BİR YİĞİT
O, bir destanın başladığı yerdi: Ordu’nun Korgan İlçesi’ne bağlı Terzili Köyü. Anadolu’nun temiz toprağından yükselen, alnı açık bir gençti ŞÜKRÜ GAZİ. Onun hikâyesi, sadece bir tarih kaydı değil; vatanın en zorlu günlerinde, kalbindeki ülküye yemin eden bir yiğidin feda edilişidir. Takvimler 1980’i gösterdiğinde, henüz baharını yaşaması gereken bir ömür, sonbaharın en acımasız soğuğuna kurban edilecekti.
SÖZ VE YEMİN: NİŞANLI BİR ÖĞRENCİNİN ÜLKÜSÜ
Yirmi yaşındaydı. Gözlerinde geleceğin ışığı, yüreğinde ise bir yemin taşıyordu. Perşembe Öğretmen Lisesi’nin sıralarında ilim öğrenirken, ruhunu adadığı davasının da neferiydi. O, sadece bir öğrenci değildi; o, geleceğin mimarı, idealin bekçisiydi. En güzel hayallerin eşiğinde duruyordu; nişanlıydı, yuva kurmanın ve sıcak bir aile saadetine kavuşmanın hazırlıklarını yapıyordu. Ancak kaderin yazdığı yol, onu düğün salonuna değil, sonsuzluğa uzanan bir sefere çağırıyordu.
11 ŞUBAT 1980: VUSLATA GİDEN KARANLIK YOL
O gün, 11 Şubat 1980’di. Şükrü Gazi, omuz omuza durduğu kardeşiyle birlikte Sinop’tan dönüyordu. Her adım, yuvasına ve nişanlısına yaklaşan bir hasret adımıydı. Fatsa’nın Tahtabaşı köyü mevkiinde seyreden taksi, ansızın, nefretin ve karanlığın kurduğu bir pusuya çarptı. Komünist militan Terzi Fikri’nin elemanları tarafından yolları kesildi. İki kardeşi zorla alıkoydular. O andan itibaren, Şükrü Gazi için bekleyen ne evlilikti, ne de huzur; onu bekleyen, ülküye adanmış bir ruhun son ve en çetin imtihanıydı.
ÜÇ GÜNLÜK ZULÜM VE DİRENİŞ
Yüreğinde iman, dilinde hak olan Şükrü ve kardeşi, vicdanı olmayanların kurduğu "sözde halk mahkemesi" önünde durmaya zorlandı. Yargılanmak ne kelime! Üç gün boyunca, insanlık dışı bir zulme, tarif edilemez işkencelere tabi tutuldular. O üç gün, sadece bedenin değil, inancın kırılmaya çalışıldığı bir cehennemdi. Ancak bir ülkücünün ruhu, çelikten daha sağlamdır. O, bu karanlık mahkemede dahi duruşundan, inancından zerre taviz vermedi. Bu üç günlük işkence, onun kahramanlığının sessiz ve acı dolu şahidi oldu.
ÇULLU TEPESİ: EĞİLMEZ BAŞIN SON MEZARI
İşkence, onların eğilmez ruhunu bükemeyince, zalimler en korkunç, en vahşi eyleme karar verdiler. Şükrü Gazi ve kardeşi, Fatsa’nın çıkışında yer alan Çullu Tepesi’nin eteklerine götürüldüler. Soğuk Şubat ayında, gencecik bir hayat, evlilik hayalleri ve yirmi yıllık ömür; nefretin ve gaddarlığın ellerinde son buldu. Onu toprağa diri diri gömdüler.
Vatan için atılmış son bir adımla, 11 Şubat 1980 tarihinde şehadete yürüdü.
Sekiz ay süren acı bir sessizlik ve bekleyişin ardından, hakikat karanlıkta kalamadı. Tesadüfen yakalanan komünist militanların itirafları sonucu, Şükrü Gazi’nin mezarı nihayet bulundu. Bulunan, sadece bir mezar değildi; bir dönemin zalimliğine karşı dik duruşun, adanmış bir ruhun ve ebedi bir sevdanın mührüydü.
"Onlar onu toprağa gömdüler, oysa bilmiyorlardı; bir tohumu gömdüler ki, toprağın her zerresinden bir destan filizlensin."