"Bazı hayatlar kısa sürer, ama gök kubbede bıraktıkları ses, bin yıllık fırtınalara bedeldir."
KEMALİYE'DEN YÜKSELEN İLK NEFES
Mustafa Fevzi Şahin. Bu ismin yankısı, Erzincan’ın Kemaliye ilçesinden kopup gelen bir adanmışlık fırtınasıydı. Henüz gençlik çağında, zorlu Anadolu coğrafyasında, inancının ve davasının bedelini ödemeyi öğrenmişti. Diyarbakır Maarif Koleji’nde başlayan ilim yolculuğu, kısa sürede çetin baskıların hedefi haline geldi. O, bu tehditlere boyun eğmek yerine, bayrağını omuzlayıp yeni bir cepheye ilerledi. Duruşundan taviz vermediği için, yolu Samsun Maarif Koleji’ne düştü. O, kaçan değil, mücadelesinin yerini değiştiren bir neferdi.
ADANMIŞLIĞIN VE EMEĞİN DESTANI
Samsun’da, Mustafa Fevzi Şahin sadece okumuyordu; o, geleceği bizzat elleriyle inşa ediyordu. Gündüzleri kitapların arasında ilimle beslenirken, akşamları Hasan Uğurlu Barajı’nın inşaatında emeğini, alın terini akıtıyordu. Ülkücü hareketin omuzladığı çileli yıllarda, hem zihnini keskinleştiriyor hem de karakterini çeliğe dönüştürüyordu. O, ne konfor aradı, ne de kolay yolu seçti. Çalışmak, okumak ve adanmışlık, onun hayatının mihenk taşlarıydı.
10 ŞUBAT 1980: ÇARŞAMBA’DA KESİŞEN KADER
Takvimler 10 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Mustafa Fevzi Şahin’in yolu Samsun’un Çarşamba ilçesine düştü. Ülküdaşlarının yanına, davanın sıcaklığını hissetmek üzere MHP teşkilatını ziyarete gitti. Ancak o gün ilçe, karanlık olayların tedirginliğiyle sarsılıyordu. Gerginliğin ve şüphenin hüküm sürdüğü bu atmosferde, kaderin acımasız bir cilvesi yaşandı: Gönül birliği yaptığı, aynı inanca sahip olduğu ülküdaşları dahi, kendisini yabancı görerek partinin kapılarını yüzüne kapattılar.
İHANETİN KARANLIK TUZAĞI
Yüreği yalnızlık ve anlaşılmamanın ağırlığıyla dolu genç Ülküdaşımız, dışarıda tek başına kaldı. İşte o an, en büyük tehlike pusuya yattı. Bu durumu bir fırsat bilen devrimci komünist militanlar, kalleşçe bir planla yaklaştılar. Ona güven telkin eden sahte bir söz söylediler: "Gel seni Ülkücü teşkilata götürelim." O, yoldaşlık arayışının masumiyetiyle, karanlık bir oyunun içine çekildiğini fark etmedi. Yol gösteren sandığı eller, aslında onu uçuruma sürüklüyordu.
SON NEFES, EBEDİ NİŞAN
Mustafa Fevzi Şahin, inandığı davanın sancağını taşırken, en büyük acıyı ihanetin sırtına saplanmasıyla yaşadı. Fırsat ellerine geçtiği an, alçakça ve sinsice bir saldırıyla, o yiğit Ülküdaşımızı şehit ettiler.
10 Şubat 1980’de, Çarşamba sokakları, genç bir kahramanın fedakârlığına şahit oldu. O, yalnız bırakıldığı bir anda, vatanına ve inancına olan bağlılığının son bedelini ödedi. O’nun ölümü; bir yanlış anlamanın ve kalleşçe bir tuzağın eseri olsa da, bıraktığı iz, davasına mutlak sadakatin destanı olarak tarihe kazındı.
"O, karanlığa yürüyen bir rehberdi. 10 Şubat 1980’de Çarşamba’nın taşlarına düşen her damla kanı, bu milletin adanmışlık yemini oldu."