"Her yiğit düştüğü yerde bir bayrak diker; Kâzım Kılıç ise bayrağı, mezarı bile olmayan bir adanmışlığın nişanesi yaptı."
ANADOLU’DAN YÜKSELEN SES: KÂZIM KILIÇ
KİMLİĞİ VE KÖKENİ
Adı: Kâzım Kılıç. Unvanı: Ülkücü Şehit. Tarih: 10 Şubat 1980. O, sadece bir isim ve bir tarih değil, zorlu bir dönemin çelikleşmiş iradesiydi. Erzincan’ın yiğit ve kadim topraklarından, Çayırlı ilçesi Çataksu Köyü'nden kopup gelmişti. Yüreğinde Anadolu’nun saf imanı, omuzlarında ise ağır bir sorumluluk taşıyordu.
BEŞ YÜREĞİN EMANETİ VE ESNAFIN DURUŞU
Kâzım Kılıç, eşi ve beş evladının geçimini temin etmek üzere metropolün karmaşasına, İstanbul'a gelmişti. O, sadece ailesi için değil, geleceğin temiz kalması için de mücadele eden bir kalkan görevi görüyordu. Şişli'nin o dönem kaynayan Talatpaşa Mahallesi'nde ikamet ediyordu. Çalışma azmi, onu Çelebi Caddesi üzerindeki kasap dükkânının sahibi yapmıştı. Bıçağını, helal rızık için bileyen, alın teriyle evine ekmek taşıyan bu esnaf, mahallesinde bir direniş noktası, sessiz sedasız bir duruşun timsaliydi.
10 ŞUBAT 1980: SON SAVUNMA VE VUSLAT
O karanlık gün, 10 Şubat 1980, öğle saatlerinde başladı. Kâzım Kılıç, dükkânının içindeydi; ekmek teknesinin başında, ailesine nafaka götürme gayretindeydi. Ancak kanlı pusular kuranlar, ne ekmek davası ne de namuslu çalışmak dinlerdi.
Çelebi Caddesi, birdenbire ihanetin gölgesiyle kaplandı. Kasap dükkânı, beş komünist militanın alçakça saldırısına uğradı. Beşe karşı bir! Bu bir çatışma değil, yiğitliğe karşı kurulan namert bir pusu, bir infaz girişimiydi. Kâzım Kılıç’ın o an dükkânının eşiğinde verdiği son nefes, sadece hayatının sonu değil, namus ve inanç uğruna verilen sarsılmaz bir yemindi. O, ekmek teknesini, duruşunun son kalesi yaparak şehitlik mertebesine yükseldi.
EBEDİYETE KARIŞAN KAHRAMANLIK
Şehit Kâzım Kılıç’ın bedeni, İstanbul Feriköy Mezarlığı’nın kutsal toprağına emanet edildi. Ancak O’nun hikayesini efsanevi kılan, sonrasında yaşanan büyük trajedi oldu. Şehide mezar, methiye gerekmezdi; o zaten makamların en yücesine ermişti. Ne yazık ki, Feriköy Mezarlığı’nda meydana gelen bir heyelan, bir toprak kayması, O’nun mezarını yuttu.
Bugün, Kâzım Kılıç’ın ne bir mezar taşı, ne de ziyaret edilecek fiziksel bir durağı vardır. O, sadece canını değil, geride kalacak olan maddi hatırasını bile vatanın geleceği uğruna feda etmiş, toprakla bütünleşmiştir. Bu kayboluş, O’nun fedakârlığının ne denli büyük olduğunun en yüce ispatıdır. Kâzım Kılıç, bedeni toprakta kaybolan, ama ruhu milli vicdana kazınan adsız bir destan olarak tarihe mühürlenmiştir.
"Onlar, mezar taşını bile millete adayan adsız kahramanlardır. Vatan, bu kayıp mezarların üzerindeki sessiz yemindir."