"Bir vatan borcu ödenir, geride kalan, yarınlara emanettir."
YÜREĞİ VATAN MÜHRÜYLE DAMGALANAN
08 Şubat 1980 günü, vatan toprağının göğsüne hançer gibi saplanan bir ihanetin adı oldu. O gün İstanbul’da, genç bir fidanın destansı hayat yolculuğu son buldu: Ülkücü Şehit Adem Tomay. Hayatının baharında, henüz 26 yaşındaydı. Doğduğu yer, Sakarya’nın bereketli toprakları, Adapazarı-Geyve İlçesi’nin Akkaya Köyü idi; tıpkı Anadolu’nun binlerce adsız kahramanı gibi, mütevazı bir kökten geliyordu.
Ancak Adem Tomay’ın omuzlarındaki yük, yaşıtlarının taşıdığından çok daha ağırdı. Evliydi ve geride, yüreğinde taşıdığı en değerli emaneti bırakacaktı: Şehit düştüğünde, kızı sadece altı aylıktı. Altı aylık bir nefes, bir kahramanın en büyük mirası haline gelecekti.
ADANMIŞLIĞIN GÖLGESİNDE BİR HAYAT
O, sadece bir ülkücü değil, aynı zamanda alın teriyle geçinen bir işçiydi. Maltepe Sigara Fabrikası’nda çalışıyor, ideallerini ve ailesini alın yazısıyla besliyordu. O, hayatın zorluklarına baş eğmeden, milleti için çıktığı kutlu yolda, mücadelesini sessizce sürdüren erlerden biriydi. Onun yaşamı, davanın sadece meydanlarda değil, aynı zamanda fabrikanın dumanlı havasında da sürdürüldüğünün kanıtıydı.
HAYDARPAŞA'YA UZANAN SON YOLCULUK
Takvimler 08 Şubat Cuma gününü gösteriyordu. Öğleden sonra saatler 16.00’ı işaret ederken, Adem Tomay iki dava arkadaşı, İsmail Başaran ve Mehmet Görür ile bir aradaydı. Üç yürek, yorgun İstanbul’dan ayrılıp yuvalarına, Adapazarı’na doğru yol almak üzere Haydarpaşa Tren Garı’ndaydı. Kaderin cilvesi, o gün tren vagonunu, masumiyetin son durağına dönüştürecekti.
Üç yiğit, trene bindi. Artık vagon, sadece yolcuları değil, aynı zamanda pusuda bekleyen karanlık bir tehdidi de taşıyordu.
KORKAKLIĞA DİRENEN O SON AN
Vagonun içinde aniden bir ses yankılandı; tehdidin soğuk nefesi tüm havayı dondurdu:
“Herkes yere yatsın, yoksa hepinizi öldürürüz.”
Bu, teslim olmaya çağrıydı; korkunun boyunduruğu altına girme emriydi. O an, vagonun içindeki masum yolcular can havliyle yere yattılar, yaşam içgüdüsüne boyun eğdiler.
Ama bu üç yiğit—Adem Tomay, İsmail Başaran ve Mehmet Görür—için durum farklıydı. Onların hayatı, ideallerinin ve onurlarının üstüne serilemezdi. Ham metin o son saniyedeki duruşlarını, o son kararlarını anlatmaz; ama şehadetleri, onların bir an bile tereddüt etmediğini fısıldar. Onlar, yere yatanların aksine, karanlığa karşı dik durmayı seçtiler.
Komünist militanlar, işte bu yiğitliği affetmedi. Teslim olmayan o üç yürek, terörün acımasız kurşunlarıyla hedef alındı, kahpece taranarak şehit edildi. Korkaklığın yere serdiği bedenler arasında, üç kahraman, ayakta kalmanın bedelini canlarıyla ödediler.
6 AYLIK EMANET VE EBEDİ MİRAS
08 Şubat 1980, Adem Tomay’ın bedenen aramızdan ayrıldığı gündür. Fakat o gün Haydarpaşa’da dökülen kan, bir neslin boyun eğmeyeceğini kanıtlayan bir mühür oldu. 26 yaşındaki bir babanın, altı aylık bir kız çocuğunun geleceği için ödediği bu ağır bedel, tarihin hafızasına silinmez bir not olarak işlendi. O, sadece sigara fabrikasının bir işçisi değil, vatanın istiklali için bedenini siper eden bir destan kahramanıydı. Geride kalan, gözyaşı değil, iftihar vesilesi oldu.
"Bazıları yatarak canını kurtarır; bazıları ayakta ölerek nesillerin ruhunu kurtarır."