"Bazı hayatlar, sadece bir tarih aralığı değil, bir milletin vicdanına kazınan ebedi bir yemindir."
I. GEYVE’DEN İSTANBUL’A UZANAN İMAN
İsmail Başaran... Onun adı, 1980 kışının buzlu rüzgârlarında, inancını alın teriyle yoğuranların destanına yazılmıştır. Doğduğu topraklar Adapazarı’nın yiğit Geyve ilçesiydi; ancak rızkını İstanbul’un çetin sanayiinde arayan bir emekçiydi o. Maltepe Sigara Fabrikası’nın dumanlı koridorlarında işçi olarak çalışırken, yüreği MİSK’in çelikten ruhuyla atıyordu. O, sadece ekmeğini kazanmıyor, aynı zamanda adanmış olduğu davanın da yılmaz bir neferi olarak o karanlık günlerde Anadolu’nun bekçiliğini yapıyordu.
II. 08 ŞUBAT 1980: VUSLAT YOLU
Takvimler, 08 Şubat 1980 Cuma gününü gösteriyordu. İstanbul, karmaşanın ve tehdidin gölgesindeydi. İsmail Başaran, bir haftalık yorgunluğun ardından, kalbinin attığı yere, Adapazarı-Geyve’deki yuvasına dönmek üzereydi. Saat 16.00 sularında, Haydarpaşa Tren Garı’nın tarihi çatısı altında, kaderin ortak edeceği iki yoldaşıyla buluştu: Mehmet Görür ve Adem Tomay. Üç arkadaş, inançlarının ve vatan sevgilerinin sıcaklığıyla bindiler Adapazarı vagonuna. Bu, sadece bir tren seferi değil, onların haysiyet sınavına doğru çıktıkları son yolculuktu.
III. HAYSİYETİN YERE YATMAYAN DİRENİŞİ
Trende yolculuk devam ederken, vagonların kasvetli sessizliğini, kâbus dolu bir tehdit yararak geçti. Komünist militanların soğuk ve net sesi duyuldu: “Herkes yere yatsın, yoksa hepinizi öldürürüz!”
Bu emir, sadece bir hayatta kalma talimatı değil, onur ve haysiyetin diz çöküp çökmemesi üzerine verilmiş zalim bir hüküm çağrısıydı. Korku, vagonu bir sis gibi sardı; yolcular, can derdine düşerek telaşla yere kapandılar. O an, İsmail Başaran, Mehmet Görür ve Adem Tomay, hayatlarının en büyük kararını vermek zorundaydılar.
Onlar, ömrünü uğruna verdikleri ülkü uğruna, bir tehdit karşısında yere kapanmayı, ruhlarını teslim etmekle eşdeğer gördüler. İdeallerinin boyun eğmez ateşi, onların o karanlık anda diğer yolcular gibi teslim olmalarına izin vermedi. Onların duruşu, sadece bedenlerinin dikliği değil, bir inancın eğilmezliğinin de göstergesiydi.
IV. O KARANLIK GÜN VE SON NEFES
Gözleri dönmüş militanlar için bu üç yiğidin, korku ve boyun eğme çağrısına verdiği sessiz ret, bir isyan ilanıydı. Korkaklığın diz çöktüğü yerde, cesaretin son kalesi olan üç yiğit, hedef alındı.
Tıpkı bir destanın en keskin mısrası gibi, o vagonun içinde, komünist militanlarca tarandılar. İsmail Başaran, Geyveli işçi, davasının ve inancının son nefesini, yere yatmaktan imtina ettiği o anda, arkadaşlarıyla omuz omuza verdi.
Onlar teslim olmadılar. Onlar kaçmadılar. Onlar, 08 Şubat 1980’de İstanbul’un ortasında, bir tren vagonunda şehit edildiler; ancak bu şehadetleri, yere yatmaktan imtina edenlerin ebedi bayrağı oldu.
"O tren vagonunda yere yatmaktan imtina edilen o üç saniye, bir milletin diz çökmeyeceğinin ebedi imzası oldu."