"Kimi adamlar vardır ki, vatan sevgisini bir meslek değil, alınlarına yazılmış bir kader gibi taşırlar; işte onların duruşu, bir milletin tarihe attığı imza olur."
ADI: GEYVE’DEN İSTANBUL’A TAŞINAN YEMİN
O, sadece bir işçi değildi; o, idealin ve emeğin birleştiği topraklarda doğmuştu. Adapazarı'nın Geyve ilçesinde başlayan hayat yolculuğu, onu İstanbul'un çelik raylarına, Devlet Demir Yolları’nın çetin işçiliğine taşımıştı. Adı Mehmet Görür’dü.
Ancak onun asıl kimliği, çalıştığı demir yollarının ötesindeydi. Kalbinde taşıdığı ülkü, onu Ülkücü İşçiler Derneği’nin bir neferi yapmıştı. O, inandığı değerleri alın teriyle kutsayan, memleketinin geleceği için çelikleşmiş iradeyi temsil ediyordu. 08 Şubat 1980’e dek sürecek olan destansı yolculuğunun temel taşı buydu: Adanmışlık.
YÜREKLERİNDE TAŞIDIKLARI ATEŞ
Takvimler 08 Şubat 1980 Cuma gününü gösteriyordu. Gün, sıradan bir iş gününün sona erdiği, yorgunluğun yerini memleket özlemine bıraktığı vakitti. Mehmet Görür, omuz omuza mücadele ettiği iki dava arkadaşıyla, İsmail Başaran ve Adem Tomay ile birlikteydi. Üç yiğit, Haydarpaşa Tren Garı’ndaydı.
Saatler 16:00'yı vururken, Adapazarı’na doğru hareket edecekleri trene bindiler. Birlikte yürünen yollar, o gün son kez omuz omuza geçirecekleri dakikaların ağırlığını taşıyordu. Henüz bilmiyorlardı ki, bu tren sıradan bir vagon değil, ebediyete açılan bir kapıydı.
HAYDARPAŞA’DA ÇINLAYAN KAHRAMANLIK SESİ
Tren hareket ettiğinde, o karanlık an, pusuda bekleyen şer odaklarının sesiyle yırtıldı: "Herkes yere yatsın, yoksa hepinizi öldürürüz!"
Bu, sadece bir tehdit değil, bir onur testiydi. O vagon, birdenbire cesur olanlarla korkuya kapılanları ayıran bir yargı yerine dönüştü. Ölümün soğuk nefesi karşısında dehşete düşen yolcular, canlarını kurtarmak pahasına o an emre itaat etti, yere yattı.
Fakat Mehmet Görür, İsmail Başaran ve Adem Tomay... O üç ülkücü işçi, ne tehdide boyun eğdi ne de yere yattı. Onlar biliyorlardı ki, bir ideal uğruna ayakta duran yürek, bedenin alabileceği hiçbir yaradan korkmazdı. Onların duruşu, o daracık trende, devleşen bir kahramanlık anıtı oldu. Eğilmemeyi, diz çökmemeyi seçtiler. O vagonun ortasında dik duran iradeleri, karanlık militanların hedefi haline geldi.
16:00 VAKTİNDE GÖĞE YÜKSELİŞ
Komünist militanlar, boyun eğmeyen bu üç yüreğe kurşun yağdırdı. İstanbul’un rayları üzerinde, 08 Şubat 1980 günü saat 16:00 sularında, tehditlere karşı direnen o üç yiğit, taranarak şehit edildi.
Mehmet Görür, işçiliğin onuruyla, idealistliğin cesaretiyle ve son nefesine kadar süren dik duruşuyla ebediyete uğurlandı. Onun şehadeti, kuru bir olay kaydı değil; Haydarpaşa Garı'ndan Anadolu’ya yayılan, bir milletin vicdanına kazınmış bir destandı. O gün, yere yatanlar belki yaşadı; ama ayakta kalanlar, vatanın ebedi bekçileri arasına katıldı.
"Yere yatanlar yaşamış olabilir; ama ayakta ölenler, bir milletin vicdanına ebediyen sığınmış ve tarihin en yüksek tepesine çıkmıştır."