"Bazı insanlar yeryüzünün geçici ışığını, göğün ebedi yıldızlarına değişmek için yaratılırlar. Mustafa Kaya, o büyük yeminle yaşamış bir esnaf, çetin bir kahramandı."
RUHUNA İŞLENMİŞ VAZGEÇİLMEZ MÜHÜR
Adı; Mustafa. Soyadı; Kaya. O, sadece bir isim değildi; o, adanmış bir davanın, çelikleşmiş bir duruşun somut timsaliydi. Tarihin karanlık sayfaları dahi onun nerede doğduğunu kayıt altına almamış olabilir, ancak Mustafa Kaya'nın ruhunun doğduğu yer, yalnızca ülkü ve iman ateşiyle yanıp tutuşan o kutsal ocaktı.
ESNAF GÖRÜNÜMLÜ YÜREK
Hayatını İstanbul'un kalabalık nefesi içinde, Küçükçekmece’de, alın teriyle kazanıyordu. Mesleği; Esnaf. Kuyumcuydu. Altını ve mücevheri işleyen eller, aynı zamanda, savunduğu davanın değerlerini de incelikle işliyordu. O, dükkânında sadece maddi zenginliği değil, milletinin geleceğine olan sarsılmaz inancını da muhafaza ediyordu. Bu mütevazı esnaf kimliği, onun cesaretini gizleyen ince bir perdeden başka bir şey değildi; çünkü kuyumcunun tezgâhı, aynı zamanda bir direniş siperiydi.
SON AKŞAMIN GÖLGESİ: 07 ŞUBAT 1998
Takvimler, 07 Şubat 1998 tarihini gösteriyordu. Soğuk bir kış akşamının gri ışığı, İstanbul’un üzerine çökmüştü. Gün biterken, saatler 18.30’u vurmak üzereydi. Mustafa Kaya, işyerinin güvenli sanılan dört duvarı arasında, kardeşi Ahmet Kaya ile birlikte duruyordu. Bilmiyorlardı ki, o an, karanlığın bekçileri, nefretle bilenmiş silahlarını kuşanmış, alçakça bir baskın için kapıya dayanmak üzereydi.
ATEŞ ÇEMBERİ VE İKİ KARDEŞİN ŞEHADETİ
Ve sonra, o an geldi. Üç komünist militan, bu kahramanın direniş yuvasına sızdı. Söz söylenmedi, uyarı yapılmadı. İnsanlık dışı bir vahşetle, ellerindeki silahları ateşlediler. Mustafa Kaya ve kardeşi Ahmet Kaya, bir anda başlayan yaylım ateşi altında kaldılar.
Bu, bir çatışma değildi; bu, bir imanın pusuya düşürülme anıydı. Ancak Mustafa Kaya, son nefesine kadar davasının namusunu koruyan bir yiğit gibi durdu. O, dükkânının içinde yıkılırken dahi, geriye sadece bir kuyumcu esnafının cesedi değil, Ülkü uğruna canını ortaya koymuş bir abidenin izlerini bıraktı. Kardeşi Ahmet Kaya ile birlikte, aynı yaylım ateşi altında, o kutlu şahadet mertebesine yükseldiler. İstanbul'un kalbi, Küçükçekmece'de, o akşam, iki kardeşin kanıyla ebediyete mühürlenmişti.
Onların ölümü; bir teslimiyetin değil, zalime karşı duruşun ve kardeşlik bağının sonsuzluğa uzanışının destanı oldu. 07 Şubat 1998, artık sadece bir tarih değil, Mustafa ve Ahmet Kaya’nın şanlı duruşlarının ebedi şahididir.
"Şehitlik, ölümün değil; yalnızca bedenin fani dünyadan ayrılışı anında, ruhun ölümsüzlükle taçlanmasıdır. Onlar, geride bir miras ve gökyüzüne yazılmış birer kahramanlık destanı bıraktılar."