"Adalet mühürlendiğinde, bir milletin vicdanı, son neferinin duruşuyla aydınlanır."
KİMLİĞİ: YÜREĞİNDEKİ MÜCADELE
O, sadece İstanbul’un Bakırköy Yeni Mahallesinde oturan, serbest işlerde çalışan sıradan bir vatandaş değildi. O, 06 Şubat 1980 tarihinin dondurucu soğuğunda, inandığı değerler uğruna canını feda eden bir ülkü eri, Ahmet Evcimen’di. Ne bir rütbesi ne de resmi bir koruması vardı; onun tek gücü, gönlüne kazınmış olan sarsılmaz kararlılıktı. Mesleği “Serbest” olarak geçse de, ruhu, vatanın bekası için yürütülen o çetin mücadelenin esiriydi.
ADANMIŞLIĞIN YILLARI VE KARARLILIK ATEŞİ
Ahmet, lise sıralarından itibaren kendini ideallerine adamış, Bakırköy Ülkü Ocakları Derneği’nin bir ferdi olmuştu. O, yalnızca düşüncesini değil, hayatını da ortaya koyanlardandı. Ancak 1980 Türkiye’si, adanmış ruhlar için ölüm listelerinin hazırlandığı, adaletin kaybolduğu bir kaos dönemiydi.
Ahmet Evcimen’in adı, devrimci terörün başını çeken Dev-Genç’in hazırladığı, infaz edileceklerin kara listesinde yer alıyordu. Bu, sıradan bir tehdit değil, üzerine giydirilmiş bir kefendi. Yetkili makamlara defalarca can güvenliği için başvurdu, tehlikenin boyutunu anlattı. Fakat bu çığlıklar, o dönemin sağır kulaklarında yankılanmadı, sonuç alınamadı. O, çetin bir savaşın ortasında, kendi kaderiyle baş başa bırakılmıştı.
ZİNCİRLER VE İHANETİN GÖLGESİ
O dönemde devlet kurumlarının içine sızan ideolojik ayrışma, Ahmet için tehlikeyi katbekat artırıyordu. POL-DER’li polisler, Marksist komünist örgütlerle birlikte eylemler düzenliyor, düşman yatağında besleniyordu. Bu durum, adaleti sağlaması gerekenlerin bizzat infazcıya dönüştüğü anlamına geliyordu. Ahmet, yalnızca sokaktaki teröre karşı değil, üniforma altındaki ihanete karşı da direnmek zorundaydı.
SON DİRENİŞ VE SEÇİM
06 Şubat 1980’e giden yol, bir hafta önce yaşanan göğüs göğüse bir mücadeleyle çizilmişti. Komünist bir grupla giriştiği kavgada bir kişi yaralanmış, bu olay Ahmet’i hedef tahtasına oturtmuştu. Artık yalnızca örgütler değil, POL-DER’li polisler de onun peşindeydi; av başlamıştı.
Kader, o gün Bakırköy Çamlık semtindeki Sultan Oteli önünde son perdesini açtı. Ahmet, kendisini arayan, düşmanla işbirliği içindeki POL-DER’li polislerce kıstırıldı. O dönemi yaşayanlar bilirdi: POL-DER’li polislere teslim olmak, karanlık bir meçhule, işkenceye ve sessiz bir ölüme yol almaktı.
KAHRAMANLIĞIN EN YÜCE ANI VE ŞEHADET
Ahmet Evcimen, bu karanlık gerçeği biliyordu. Canını bağışlayacak bir teslimiyet yerine, onurunu yüceltecek bir duruşu tercih etti. O, meçhule boyun eğmeyi, ülkücülük şuuruna ihanet saydı. Teslim olmak istemedi.
Bu kararlılık, pusu kuranların öfkesini ateşledi. Bir kahramanlığın son adımı, yirmiyi aşkın kurşun sesiyle kesildi. Teslimiyeti reddeden o yüce ruh, kurşun yağmuru altında dimdik durdu ve 06 Şubat 1980’de İstanbul’un ortasında şehitlik makamına erişti. Ahmet Evcimen, canıyla ödediği bedelle, namuslu bir direnişin en destansı örneğini tarihe kazıdı.
"Ahmet Evcimen’in teslimiyeti reddedişi, bir kurşun yağmuru altında değil, tarihin en çetin sınavında yazılmıştır."