"Genç bir yürek, çelikten bir inançla örülmüşse, hayatı değil, davasını yaşatır."
İLK IŞIK VE ALIN TERİ
BÜLENT ALP. Adı, 1980 yılının karanlık günlerinde, bir kahramanlık yemini gibi yankılanacaktı. Tarih onu henüz bir genç olarak kayda geçirmişti; 18 yaşında bir fidandı o.
Doğduğu toprakların neresi olduğu, büyük İstanbul’un gölgesinde bir detay olarak kalsa da, o, kaderini ve davasını Zeytinburnu Sümer mahallesindeki yuvasında, ailesinin yanında örüyordu. O bir zanaatkardı, elleriyle yaratmayı, ahşaba ruh vermeyi bilen bir marangoz. Halıcıoğlu’nda, ağabeyiyle omuz omuza verdiği mücadelede, sadece ekmeğini değil, ülkesinin geleceğini de tahtadan yontuyordu. O dükkan, alın terinin kutsallığına inanan iki yüreğin kalesiydi.
İŞKENCE DEĞİL, İRADENİN SINAĞI
Henüz şehadetine yirmi gün kala, Bülent Alp, dönemin dehşet verici şiddetiyle yüzleşti. Karanlık güçler tarafından kaçırıldı. Vücudu işkence tezgâhlarında paramparça edilmek istendi; iradesi kırılmak, inancı söndürülmek istendi.
Ancak o genç beden, çelikten bir duruşa sahipti. O, canı pahasına dahi olsa davasını satmayı reddetti. Vücudundaki yaralar, ruhundaki inanç ateşini söndüremedi. Hayati bir fırsatını bularak, cellatlarının elinden kaçmayı başardı.
Bu kaçış, sadece fiziksel bir kurtuluş değil; o dönemin karanlığına karşı verilen destansı bir irade beyanıydı. O, yirmi gün boyunca tehditlerin gölgesinde yaşamasına rağmen, korkuya teslim olmadı. Geri dönüp saklanmadı; döndü ve dimdik durduğu Halıcıoğlu’ndaki ekmek teknesinin, yani onurunun başına geçti.
SON KALEDE BİR ZANAATKARIN DURUŞU
05 Şubat 1980. Soğuk bir İstanbul gününde, Bülent Alp, ağabeyine ait olan o marangoz dükkanında, zanaatını icra ederken, karanlığın pususu onu buldu. O dükkan, sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda ülkücü davanın ve helal kazancın sembolüydü.
Komünist militanlar, bu onurlu duruşun simgesini kana bulamak amacıyla dükkanı bastı. Barikat tanımayan, vicdansız bir kurşun yağmuru başladı.
Bülent Alp, elindeki keserini veya rendesini bırakmadan, inancını son nefesine dek savunarak oracıkta durdu.
Kurşunlar, 18 yaşındaki o yiğit gövdeye isabet etti. Ağır yaralanan bu ülküdaşımız, çalıştığı, alın teri döktüğü o kutsal yerde, marangozhanenin toprağına alnının teriyle karışan kanını akıtarak şehit oldu. O, geri adım atmayarak, kaçmayarak, davasının son anında bile bir direniş kalesi olduğunu kanıtladı. O, zanaatkar kimliğiyle, inancının eserini kanıyla mühürledi.
EBEDİYETE NAKIŞ
Şehit Bülent Alp, 18 yıllık kısacık ömrüne, işkenceye direnişi, kaçışı ve en nihayetinde helal kazancının başında verdiği son nefesi sığdırarak, 1980’li yılların destanına adını altın harflerle yazdırdı.
"Kimi hayatlar kısadır, ama taşıdığı anlam, nesiller boyu sürecek bir sancağa dönüşür."