"Hukuk sadece kitaplarda yazılı değildir; vicdanda yazılı olan kanun, bir duvar yazısı karşısında bile sessiz kalmayı reddeder."
MİLLETİN KALBİNDE BÜYÜYEN BİR TOHUM
Antalya’nın bereketli topraklarında, Manavgat’ta doğmuştu Ahmet Adil Okur. Ancak kaderi onu sadece toprağa değil, milleti için yazılacak büyük bir destana mühürlemişti. O, sadece 48 yıllık bir ömür sürmüş olsa da, bu ömrün her anını adalete ve inanca adamıştı.
Ankara Hukuk Fakültesi’nin yüksek duvarları arasında edindiği bilgi, O’nun için sadece bir meslek değil, aynı zamanda milli vicdanın sesi olma yeminiydi. Bir avukat olarak topluma hizmet eden bu büyük yürek, aynı zamanda Ant-Birlik gibi stratejik bir kurumda Hukuk Başmüşaviri sıfatıyla davasına hizmet ediyordu.
ADANMIŞLIĞIN VE DİRENİŞİN SİMGESİ
Ahmet Adil Okur, siyasi hayatında dahi sadece bir lider değil, bir öncüydü. MHP Antalya il teşkilatının kurucuları arasında yer alması ve il başkanlığı görevini üstlenmesi, onun davasına olan sarsılmaz bağlılığının en güçlü kanıtıydı. O, fırtınalı 1980 öncesi yıllarda, inanç bayrağını en ön safta taşıyan, geri adım atmayı bilmeyen bir kahramandı.
Kişisel hayatının derinliğinde, altı evladı ve eşiyle kurduğu yuva, onun için en büyük güç kaynağıydı. Ancak bu sıcak yuva, görev çağrısının önüne geçemedi. Şehadetinden sadece bir ay önce, Ant-Birlik’te çıkan hain olaylar sırasında, vatanın birliğini parçalamak isteyen komünist işgalciler tarafından tam beş gün boyunca rehin tutulmuştu. O, o ateş çemberinden alnı ak, duruşu dimdik çıktı. Bu hadise, O’nun sadece bir avukat değil, zulme boyun eğmeyen bir mücadele neferi olduğunu tüm dosta düşmana gösteriyordu.
O KARANLIK GÜN: SON İKAZ
Takvimler 05 Şubat 1980’i gösterdiğinde, hava soğuk, yürekler ise gergin bir bekleyiş içindeydi. Saat 17.00 sıralarında, Ahmet Adil Okur günün yorgunluğunu geride bırakarak evine, eşine ve çocuklarına kavuşmak üzere yoldaydı.
Ancak kader, onun son dersini yolda vermesini emretti. Gördüğü manzara, O’nun hukuku ve inancı uğruna verdiği tüm mücadelenin bir özetiydi: Duvarlar, vatanın birliğini hedef alan bölücü sloganlarla kirletiliyordu.
O, geri dönmeyi, tehlikeyi görmezden gelmeyi seçebilirdi. 48 yaşının olgunluğu ve 6 çocuğunun babası olmanın sorumluluğu, ona sessiz kalmayı fısıldayabilirdi. Ama O, vicdanının sesini dinledi; duvardaki yazının sadece bir boya olmadığını, yarınlara atılmış bir hançer olduğunu biliyordu.
Kararlılıkla o karanlığa yürüdü ve alçakları ikaz etmek istedi. Onun heybetli duruşu ve haklı sesi karşısında komünistlerden ikisi korkakça kaçtı. Ancak geri kalan militanlar, bir hukuk adamının vicdanlı çağrısına alçakça karşılık verdi: Kahraman, aniden çapraz ateşe alındı.
DÜŞEN BAYRAK VE YÜKSELEN RUH
Kanlar içinde yere yığılmıştı. Eşi ve çevredeki komşular, hayatlarının en büyük acısını yaşayarak ona doğru koştu. Onu kurtarmak, adaletin bu yiğit neferini hayata döndürmek için canla başla mücadele ettiler.
Ahmet Adil Okur, eşinin ve komşularının umut dolu çabasıyla hastaneye doğru yola çıkarıldı. Ancak yolda, yüreğiyle inandığı değerler için attığı o son adımın bedelini ödedi. Antalya’nın o karanlık yolunda, milletinin geleceği için verdiği mücadeleyi bir şehadet tacıyla taçlandırdı. O, sadece bir avukat değildi; o, 1980 öncesinin fırtınalı günlerinde, adalet ve birlik uğruna canını feda eden, destan yazan bir kahramandı.
"Bazılarının hayatı bir biyografi, bazılarınınki ise gelecek nesillere miras bırakılan bir onur ve cesaret dersidir."