"Adanmışlığın bedeli, bazen insanın kendi gölgesiyle dahi savaşmasını gerektirir. O, köklerine rağmen, kalbinin seçtiği yolda yürüdü."
ADNAN ÇİFTÇİOĞLU: İKİ BAYRAĞIN ARASINDAKİ KAHRAMAN
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YÖNÜ
Adnan Çiftçioğlu... Onun hikayesi, kan bağının değil, iman bağının destanıdır. Malatya'nın Doğanşehir topraklarında gözlerini açtı. Doğumu, Ermeni kökenli bir aileye mensup olduğunu fısıldasa da, ruhu ve vicdanı bambaşka bir çağa, bambaşka bir milletin davasına aitti. O, kimliğin sınırlarını aşan bir duruş sergiledi; Müslümanlığı şiar edindi ve Türk Milliyetçiliği görevini yüreğiyle benimseyerek vatanına adandı. Bu seçim, kuru bir tercih değil, adeta bir yemin, bir başkaldırıydı. Adnan Çiftçioğlu, bu toprakların Ülkücü neferi olarak tarihe yazıldı.
EMEK VE ADANMIŞLIK YILLARI
Adnan Çiftçioğlu, ellerinin hassasiyetini mesleğine, kalbinin hassasiyetini ise davasına yansıtan bir zanaatkardı. Saat tamirciliği yaparak rızkını kazanıyor, zamanın değerini bilen bir bilgelikle dükkânında çalışıyordu. Ancak o, sadece saatin dişlilerini değil, milletin geleceğini de tamir etme idealini taşıyordu. Bu yüksek ideal onu, MHP Doğanşehir İlçe Teşkilatı yönetimine, en güvenilir görev olan muhasipliğe taşıdı. O, davasının maliyetini ve kıymetini en iyi bilenlerden biriydi. Onun bu kararlı duruşu, yüreğinin ait olduğu yerin aksini iddia edenleri öfkelendiriyor, karanlık bir kıskançlığın ve ihanetin tohumlarını yeşertiyordu.
İHANETİN GÖLGESİ VE KURULAN TUZAK
Takvimler 05 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Malatya-Doğanşehir, sessizce bir kahramanlık trajedisine hazırlanıyordu. Adnan Çiftçioğlu, her zamanki gibi dükkânında, emeğiyle meşguldü. Ancak bu adanmış ruhun düşmanları, karanlık bir tuzak kurmuştu. Orhan Bakır isimli, Ermeni militan saflarında yer alan hain, ülküdaşımızı avlamak üzere gölgelerde bekliyordu. Militan, önce komşu dükkânda oyalanarak pusu için uygun anı kolladı. Adnan Çiftçioğlu’nun kısa bir an için dükkânından dışarı çıkması, hainin içeri sızması için yeterli oldu.
SON DİRENİŞ VE DESTANIN YAZILIŞI
Adnan Çiftçioğlu, dükkanına geri adım attığında, düşmanın soğuk nefesiyle karşılaştı. Orhan Bakır, onu en kutsal mekânı olan çalışma yerinde, hunharca bir cisimle başına vurarak yere serdi. Kapıyı arkasından kilitleyen militan, baygın haldeki Ülküdaşımızı bağlayarak tarihin gördüğü en alçakça eylemlerden birine imza attı.
Adnan Çiftçioğlu, inancından vazgeçmesi için akıl almaz işkencelerden geçirildi. Bu işkenceler sadece vücuduna değil, ruhuna yapılan bir saldırıydı; milliyetçiliğe adanmış bir kalbi kırmaya yönelik vahşi bir çabaydı. Ancak onun imanı bükülmedi, duruşu sarsılmadı.
Hain militan, işkencenin sonuna geldiğinde, cesaretinin intikamını almak istercesine, şehidin vücuduna iğrenç bir damga vurdu. O ihanet yazısı, Adnan Çiftçioğlu’nun davasına olan sadakatinin kanıtıydı: “Ermeni Cemaatine hıyanet edenler cezasız kalmaz.”
Sonra, kin dolu kurşunlar Adnan Çiftçioğlu’nun bedenini deldi. O, ne kan bağına ne de tehditlere boyun eğmeyen bir duruşun bedelini ödedi; 05 Şubat 1980’de, kendi dükkânında, inancı uğruna şehadet mertebesine yükseldi.
GERİDE KALAN HESAP
Ülküdaşımızı alçakça şehit eden Orhan Bakır isimli militan ise, davasından asla dönmeyenlerin hatırasının gölgesi altında yaşamaya devam edemedi. Hain, 1981 yılında, bu kez PKK saflarında Türk ordusuna karşı çatışırken, Karakoçan’da gebertildi ve böylece ilahi adalet yerini buldu.
"O, köklerin değil, göklerin çağrısına uydu. Adnan Çiftçioğlu, vicdanın pusulasını takip ederek, uğruna öldüğü milletin kalbine sonsuza dek mühürlendi."