"Bazı hayatlar bir ömürden daha uzundur; onlar, karanlık bir çağın üzerine adanmışlıkla atılan imzalardır."
MUSTAFA YILDIRIM: ADANMIŞLIĞIN DESTANSI YILDIZI
KİMLİĞİ VE EMANETİ
O, bir dönemin kargaşasında, sadece bir isim değil, bir duruşun sembolüydü: Ülkücü Şehit MUSTAFA YILDIRIM. 05 Şubat 1980 tarihinin dondurucu soğuğunda, adını vatan toprağına kanla yazarak ebedileşen bir yiğitti.
Kayıtlar, onun nerede doğduğunu, hayatını hangi meslekle kazandığını bize aktarmaz. Ancak bir kahramanın kimliği, sadece kağıtlarda yazılı olanlardan ibaret değildir. Mustafa YILDIRIM, bir cüzdanın veya unvanın ötesinde, büyük bir idealin neferi olmayı seçmişti. Onun mesleği, ülküye hizmet, doğum yeri ise kalbinin ait olduğu topraklardı. Bu eksik bırakılan detaylar, onun fedakârlığının yüceliğini artırır; zira o, dünyevi kaygılarla değil, sadece inancıyla tanımlanmıştı.
ADANA'DAKİ SON DURAĞI
Kader, onun son adımlarını Çukurova’nın kadim kenti Adana’ya yazmıştı. O dönemde Adana, sadece bir şehir değil, ideolojilerin keskin bir çatışma alanıydı. Yurt Mahallesi, sıradan bir semt olmaktan çıkmış, ülkesi için direnenlerin nöbet mahalli haline gelmişti.
Mustafa YILDIRIM, 05 Şubat 1980 günü, hayatının en kritik anına doğru ilerliyordu.
KANAL ÜSTÜNDEKİ SON MÜCADELE
O günün detayları, ne zaman yola çıktığı, kimi gördüğü veya son nefesinde ne düşündüğü bilinmez. Bilinen tek şey, o anın korkunç ve ani gerçekliğidir: Yurt Mahallesi’ndeki kanal üstü, onun hayatının son savaş meydanı oldu.
Mustafa, orada, vicdanını susturan bir şiddetle karşılaştı. Devrimci solcu-komünist militanların kurduğu pusu, hain bir gölge gibi üzerine çöktü. Bu, basit bir çatışma değil; ülkenin geleceğini hedef alan organize bir saldırıydı. Bu kahraman, kimliği veya mesleği ne olursa olsun, vatanın tehlikede olduğu o anda geri çekilmeyi reddetti. O, karanlığın ortasında, tek başına veya yoldaşlarıyla, inancını korumak adına o ateşe yürüdü.
Detaylar kayıp olabilir; ancak Mustafa YILDIRIM’ın, silahlı bir saldırı karşısında gösterdiği o kararlılık, onun adını cesaretin destanına kazıyan yegane eylemdir. O, bilerek veya bilmeyerek, kanal üstünü, ebedi bir nöbet yerine çevirdi.
ŞEHADET VE EBEDİYET
O karanlık gün, 05 ŞUBAT 1980, Adana semalarına Mustafa YILDIRIM’ın yüreğinden süzülen bir acıyı bıraktı. Silahların sustuğu an, onun fani bedeni toprağa düşerken, ruhu ülkü uğruna verdiği sözü tutmuştu. O, devrimci solcu-komünist militanların saldırısı sonucu şehit oldu; bu da gösteriyor ki, o gün orada duruşuyla, hayatıyla ödediği bedel, yalnızca kendi hayatı değil, bir milletin onuruydu.
Mustafa YILDIRIM, adını tarihe bir not olarak değil, geleceğe uzanan sarsılmaz bir miras olarak bıraktı.
"Kayıp olan her detay, onun isimsiz ve dünyevi beklentisiz fedakârlığının en büyük kanıtıdır. Mustafa YILDIRIM, 1980 kışında, adanmışlığın ateşini söndürmek isteyenlere karşı yanan sonsuz bir meşaledir."