"Bazı insanlar sadece yaşar; Nihat Uygun ise inandığı değerler uğruna adanmış bir hayatı feda etmeyi seçti."
KİMLİĞİ VE VATAN TOPRAĞINA SÖZÜ
Adı, ülkü uğruna verdiği sözün simgesi oldu: NİHAT UYGUN.
O, 1966 yılında doğduğu kadim şehir olan İSTANBUL’un çeperinde, alın teri ve zanaatle yoğrulmuş bir hayat kurdu. Mesleği, ellerinin emeğiyle yoğrulmuştu; deri imalatçısı bir esnaf olarak, helal rızkını kazanıyordu. Fakat bu mütevazı hayatın arkasında, sadece bir meslek erbabı değil, aynı zamanda ailesine (bir çocuk babasıydı) ve davasına derinden bağlı bir adam vardı. İkamet ettiği Cevizli Orhantepe Mahallesi Hamit Bey sokakta, duruşu ve kararlılığıyla tanınırdı. O, sadece bir yurttaş değil, yüreği bir idealin ateşiyle yanan bir vatan evladıydı.
İDEALLERİN KALESİ: LİDERLİK VE ADANMIŞLIK
Nihat Uygun’un duruşu, kuru bir siyasetten ibaret değildi; o, millete hizmeti yaşam felsefesi edinmişti.
Gençlik yıllarında, inanç ve davanın filizlendiği Ülkü Ocaklarında başlayan faaliyetleri, onu kısa sürede bir liderin omuzlarına yüklenen sorumluluğa taşıdı. Sadece bir nefer olarak kalmadı, MHP Kartal İlçe Teşkilatı Başkanlığı görevini üstlenerek, davasının en ön saflarında dimdik durdu. O, makam ve mevkiden çok, milletinin geleceği için attığı her adımda tehlikenin gölgesini bilerek ilerleyen, cesur bir neferdi. Onun kararlılığı, karanlık odakların gözünde hedefe dönüşmüştü.
O KARANLIK GÜN: KADERİN PUSU KURDUĞU SABAH
3 ŞUBAT 1997 Pazartesi sabahı, İstanbul, Halitpaşa Caddesi üzerinde, sıradan bir iş gününün başlangıcına tanıklık ediyordu.
Saatler 08.45’i gösterdiğinde, Nihat Uygun evinden çıktı. O, her zamanki gibi işine, emeğine ve ailesine doğru yürüyordu. Ancak karanlık, o gün pususunu çoktan kurmuştu. Türkiye İhtilalcı Komünistler Birliği (TİKB) adlı terör örgütüne mensup kiralık militanlar, bir esnafın, bir babanın ve bir liderin yolunu kesti. Onlar, sadece bir kişiyi değil, savunduğu davanın kararlılığını susturmak istiyorlardı.
SON YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ ŞEHADET
Halitpaşa Caddesi, bir kahramanlık meydanına, bir iman sınavına dönüştü.
Nihat Uygun’u gördüklerinde, korkakça pusu kuran hainler, yüz yüze mücadele yerine, en alçakça yolu seçtiler. Doğrudan davanın ve düşüncenin merkezi olan başına hedef alarak, menfur saldırıyı gerçekleştirdiler. Nihat Uygun, inandığı değerler için yürüdüğü yolda, altı kurşunla vuruldu. Olay yerinde, milleti ve ülküleri için son nefesini verdi; sıradan bir esnafın adımı, 3 ŞUBAT 1997 tarihinde, İSTANBUL semalarında yankılanan destansı bir ŞEHADETE dönüştü.
O, ne can pazarlığı yaptı ne de geri döndü. Sadece inandığı yolda, zalimin karşısında dimdik durdu ve adını, feda ettiği bu toprakların hafızasına altın harflerle yazdırdı.
"Bazı kahramanlar, kılıçla değil; inançla yürür, canıyla öder ve ebedi bir destan olarak tarihe mühürlenir."