"Bazı hayatlar bir fidan gibi toprağa düşer ki, koskoca bir milletin kökleri daha derine insin."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞI
O, sadece bir isim ve tarihten ibaret değildi; O, bir devrin çetin mücadelesine gençliğini adayan kahramanlık ruhuydu: NECİP BASTI. Doğduğu topraklar belki kayıt defterlerinde kayıp düşmüştü, ama onun ruhunun asıl doğum yeri, uğruna yürüdüğü büyük ülkü davasıydı. 02 Şubat 1980 günü, İstanbul’un soğuk kaderine mühürlenen bu yiğit, mesleği itibarıyla henüz bir öğrenciden ibaretti. Ancak taşıdığı manevi yük, yaşından katbekat büyüktü.
GENÇLİĞİN SÖZÜ
Necip Bastı, Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesi’nin sıralarında sadece harfleri değil, imanı ve vatan sevgisini de öğreniyordu. 1980 yılının karanlık ve puslu günlerinde, her adımın bir bedeli olduğu o zorlu dönemde, inancının saflığını ve duruşunun sağlamlığını temsil ediyordu. O bir Ülküdaşımızdı; yani milletinin bekası için yüreğini ortaya koymuş, gelecek için söz vermiş bir gençti.
O KARANLIK ŞUBAT GÜNÜ
Takvimler, ihanetin pusu kurduğu 02 ŞUBAT 1980 tarihini gösteriyordu. İstanbul, soğuk bir gerginliğin ve çatışmanın şehriydi. Necip Bastı, hayatın olağan akışı içinde, sıradan bir güzergâhı kat eden bir belediye otobüsündeydi. Bu otobüs, ne bir cepheydi ne de bir mevzi; bu otobüs, milletin ekmek teknesiydi, sıradan insanların umutlarını taşıyan bir vasıtaydı. Ama o gün, bu masum araç, alçakça bir saldırının hedefi haline gelecekti.
SON YOLCULUK VE İHANET ATEŞİ
Hiçbir uyarı, hiçbir kaçış yolu yoktu. Olay Günü'nün detayları, bu saldırının ne denli haince ve ani olduğunu fısıldamaktadır. Komünist militanların karanlık elleriyle çekilen tetiğin sesi, otobüsün içindeki huzuru bir anda parçaladı. Devrimci solcu militanlar, korkakça bir pusu kurarak, yolcu taşıyan aracı yaylım ateşine tuttular. Bu, sadece bir otobüse değil, bir ülküye ve masumiyetin kendisine sıkılmış bir kurşundu.
Necip Bastı, o demir kafesin içinde, zulmün ve nefretin kurşunlarına hedef oldu. Saldırının dehşeti ve şiddeti, onun bedeninde derin izler bıraktı. O anlarda ne düşündüğü, son nefesini nasıl verdiği bilinmez; ancak o otobüsten kaçıp canını kurtarmayı seçmediği, ya da kaçamadığı halde inancından zerre taviz vermediği kesindir.
KADERİN MÜHÜRÜ: ŞEHADET
Yaylım ateşinin neticesinde, genç bedeni ağır yaralar aldı. O, acının en keskin anını yaşarken bile, inancının sancağını yere düşürmedi. İhanet, onu yaralayabilmişti; ama ruhunu esir alamamıştı.
02 Şubat 1980’de İstanbul’da, Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesi’nin o gencecik öğrencisi, korkakça bir kurşunla değil, ebedi bir adanmışlıkla düştü. Necip Bastı, sıradan bir yolculukta, hainliğin en çirkin yüzüne şahit olmuş ve Ülkü uğruna verdiği sözü, canıyla mühürlemiştir. Artık o, sadece bir şehit değil; milletinin hafızasına kazınmış, zulme karşı duruşun sarsılmaz timsalidir.
"Necip Bastı’nın şehadeti, bize, en karanlık çağlarda bile vatan aşkının bir belediye otobüsünde dahi canla korunacağını haykıran, asil bir destandır."