"BİR FİDAN, YİRMİ YAŞINDAN ÖNCE KÖK SALDIĞI TOPRAK UĞRUNA YANMAYI GÖZE ALDIĞINDA, O ARTIK SADECE BİR ŞEHİT DEĞİL, GELECEĞE YAZILMIŞ BİR DESTANDIR."
KİMLİĞİ: YÜREĞİNDE TAŞIDIĞI SANCARAK
ERKAN TERZİOĞLU. Bu isim, 1980 yılının o kasvetli kışında, 17 yıllık kısa bir ömrün, vatan sevgisiyle nasıl birleşebileceğinin en saf temsilcisiydi. Rize'nin yiğit toprağı Ardeşen’de doğmuş, kader onu İstanbul’un karmaşık ve tehlikeli sokaklarına taşımıştı. Henüz lise sıralarındaydı; geleceğe dair umutları, taşıdığı idealler kadar büyüktü. Ama onun hayatı, sadece ders kitapları ve gençlik hayallerinden ibaret değildi. O, babasının yanında, hayatın ve davanın bizzat içinde büyüyen, ülkesine adanmış bir neferdi.
ADANMIŞLIĞIN OCAĞI VE MİRASI
Erkan, okuldan sonraki her dakikasını babası Şaban Terzibaşı’nın işlettiği oto yedek parçası dükkanında geçiriyordu. Bu dükkan, onun için sadece bir iş yeri değil, aynı zamanda babasından miras aldığı duruşun, MHP Eyüp İlçe Teşkilatı İkinci Başkanlığı gibi ağır bir görevi sırtlayan babasının adanmışlığının ete kemiğe büründüğü bir ocaktı. Eyüp Savaklar semtinin Cebecibaşı sokağındaki evleri, onların kalkanı ve yuvasıydı. Baba ve oğul, 1980’in fırtınalı rüzgârlarına karşı, inançlarının bedelini ödemeye hazır bir şekilde, omuz omuza duruyorlardı.
O KARANLIK GÜNÜN YEMİNİ: 01 ŞUBAT 1980
Takvimler, 01 Şubat 1980’i gösteriyordu. O gün de diğerleri gibi, dükkanda çalışarak geçmişti. Gece çökerken, baba ve oğul Terzibaşı, mesailerini tamamlayıp dükkanı kapattılar. Her akşamki gibi, babasının arabasına binip, evlerinin bulunduğu sokağa doğru yola çıktılar. Bu, sıradan bir eve dönüş yolculuğu değil, kaderin onları beklediği son ve kutsal bir yolculuktu.
İHANET PUSU VE SON KARAR
Ancak o sokak, hainliğin ve karanlığın kol gezdiği bir pusuya dönüşmüştü. Erkan ve babası sokağa adım attıkları an, kahpe kurşunlar havayı deldi. Bir anda başlayan kurşun yağmuru, genç fidan Erkan’ı ve onunla aynı sancağı taşıyan babasını hedef aldı. Geri çekilmek yerine, inançlarının bedelini ödemeyi seçen bu iki yürek, vücutlarına isabet eden ağır darbelerle yere yığıldılar.
Onlar, kaderlerini o an, o sokakta, birlikte mühürlediler.
ŞEHADET VE EŞSİZ BİRLİKTELİK
Ağır yaralı olarak Çapa Hastanesi’ne kaldırıldılar. Sağlık görevlilerinin tüm çabası, onların adanmış ruhlarını geri getirmeye yetmedi. Erkan Terzioğlu ve babası Şaban Terzibaşı, aynı yolda, aynı gün, aynı hain saldırıda, omuz omuza şehadete yürüdüler. Onların bu eşsiz birlikteliği, davanın ve fedakarlığın aile bağlarından bile daha güçlü olduğunun kanıtıydı.
17 yaşındaki bir lise öğrencisi, babasıyla birlikte girdiği bu son mücadelede, gençliğini vatanın geleceğine adayan bir kahraman olarak tarihe geçti.
EBEDİ VEDA
İki kutlu naaş, doğdukları toprağa, Rize’nin Ardeşen ilçesine götürüldü. Erkan Terzioğlu, 17 yaşında bir delikanlı olarak değil, inançlarının ve ülkülerinin sembolü olarak, babasıyla yan yana ebedi istirahatgâhına uğurlandı. Onlar, 1980 kışının buz kesen soğuğunda, fedakarlık ateşiyle millete ışık oldular.
"ONLAR GENCECİK BİR NEFESİ, KOCA BİR YEMİNLE DEĞİŞTİLER. O GÜN SÖNEN IŞIK, BUGÜN BİR MİLLETİN KALBİNDE ASLA SÖNMEYECEK BİR MEŞALEDİR."