"Bayrak düşmesin diye, hayatı bir direnişe dönüştürenlerin hikayesi, tarihin en çetin sayfasına altın harflerle yazılır."
YÜREĞİ MEMLEKET OLAN ESNAF
Rize’nin çetin coğrafyasında, Ardeşen’de filizlenmiş bir çınar: Şaban Ali Terzioğlu. O, 48 yıllık ömrünün her gününü alın teriyle dokumuş, İstanbul’da bir esnaf olarak geçimini sağlayan, sade ama onurlu bir halk adamıydı. Oto yedek parça dükkanının tozlu rafları arasında, bir davanın ateşi yanıyordu. Mesleği, ticareti ve dürüstlüğüyle topluma kök salmış bu yiğit, sıradan bir hayatın ötesine geçerek kendini büyük bir ideale adamıştı.
ADANMIŞLIĞIN KALELERİ
Şaban Terzibaşı, sadece dükkanının değil, aynı zamanda ülkücü hareketin de sarsılmaz bir kalesiydi. İstanbul’un fırtınalı siyaset denizinde, MHP Eyüp İlçe Teşkilatı’nın ikinci başkanı olarak sorumluluk almıştı. 1977 yılında dahi, tehlikenin gölgesine aldırmadan, milletvekili adayı olarak attığı o cesur adım, onun fedakârlığının ve millete hizmet aşkının en büyük ilanıydı. Eyüp Savaklar Semti Cebecibaşı sokakta ikamet eden bu dava adamı için, kendi huzuru, taşıdığı bayrağın huzurundan sonra geliyordu. O, inancından zerre taviz vermeden, dört bir yanı saran karanlığa karşı dimdik duran bir direniş abidesiydi.
O KARANLIK GÜN VE SON ORTAKLIK
Takvimler 01 Şubat 1980’i gösterdiğinde, Şaban Terzibaşı için sıradan bir günün sonu gelmişti. Yanında, hayat arkadaşı ve canından çok sevdiği oğlu Erkan vardı. Baba ve oğul, gün boyu omuz omuza çalışmış, dükkanın kepenklerini birlikte indirmişlerdi. Bu, babalık görevini dava adamlığıyla harmanlayan Şaban Ali’nin, oğluyla paylaştığı son ortak emekti. Kendi arabalarıyla, her akşam olduğu gibi, evlerinin olduğu sokağa doğru yola çıktılar.
HAİNLİĞİN PUSU VE KADER CADDESİ
Ancak bilmedikleri bir şey vardı: Huzurla kapattıkları dükkanlarından, şehadete giden son yola girmişlerdi. Evlerinin olduğu o küçük sokağa, namlusunu karanlığa çevirmiş hainler pusu kurmuştu. Baba ve oğul, araçlarıyla sokağa adım attıkları o an, vicdanı kararmış ellerden çıkan kurşun yağmurunun hedefi oldular. Alçakça ve kalleşçe gerçekleştirilen bu saldırıda, iki kahraman birden vuruldu.
ŞEHADET ANITI
Kurşunlar bedenlerini hedef alsa da, onların sarsılmaz ruhlarına ulaşamadı. O karanlık gecede ağır yaralı olarak Çapa Hastanesi’ne kaldırıldılar. Hastane koridorlarında umutlar, dualar ve yaşam mücadelesi verildi; ancak bu destansı direnişin sonu, toprağa düşen iki şehit olarak yazıldı. Şaban Terzibaşı ve oğlu Erkan, çabalara rağmen kurtarılamayarak, 01 Şubat 1980 tarihinde ebediyete intikal ettiler.
Baba ve oğul, omuz omuza verdikleri hayat mücadelesini, şehadete yürüyüşlerinde de sürdürdüler. İki fedakâr ruh, memleket hasretinin sona erdiği yerde, Rize’nin hırçın ama kucaklayıcı toprağına, Ardeşen’e sonsuz bir uykuya yatmak üzere uğurlandı. Onlar, canlarını ortaya koyarak, geride kalan nesillere cesaretin ve davanın ne anlama geldiğini gösteren birer anıt oldular.
"Şehitler ölmez; onlar, geride bıraktıkları izlerle, bir milletin cesaret ve sadakat yeminini mühürlerler."