"Şehitler, sadece toprağa düşenler değildir; onlar, adanmışlık yemini etmiş bir neslin, karanlığa karşı en gür sesidir."
ÇANKIRI’DAN BAŞKENTE UZANAN YEMİN
Ahmet Aslan… Adı, 1980’li yılların buz kesen kışında, inancın ve fedakârlığın sembolü olarak tarihe kazınmıştır. Çankırı’nın bereketli topraklarında doğdu. Gençliğinin baharında, henüz 24 yaşında bir delikanlıyken, ideallerinin peşinden Ankara’nın başkent sokaklarına düşmüştü. Başkent Lisesi’nden mezuniyet belgesini almıştı belki, ancak onun asıl diploması yüreğindeki sarsılmaz imandı.
Mesleği işçilikti. Bir kuru temizlemeci dükkânında, alnının teriyle rızkını kazanırken, aynı zamanda Abidinpaşa Ülkücü teşkilatının en aktif neferlerinden biriydi. O, basit bir işçi değil, davasının bekçisiydi.
YARA İZLERİYLE YÜCELEN KAHRAMANLIK
Ahmet Aslan, bu yolun dikenli olduğunu çok iyi biliyordu. Daha önce de inancından dolayı hedef alınmış, kahpe bir saldırının ortasında kalmıştı. Öyle ki, aldığı yaralar yüzünden tam 20 gün boyunca hastane yatağında kalmak zorunda kaldı.
Fakat o, bedeni yaralı olsa da ruhu çelikleşmiş bir neferdi. O yirmi gün, onun davasından vazgeçmesi anlamına gelmedi. Aksine, hastane odasından çıktığında, taşıdığı her yara izi, mücadelesine olan bağlılığının ve imandan dönmeyişinin en yüce nişanıydı. O, aynı semtte, aynı dükkânda işine devam ederek düşmana korkuyu, ülküdaşlarına ise cesareti aşıladı.
ANKARA’NIN DONMUŞ VEDASI: 01 ŞUBAT 1980
Takvimler 01 Şubat 1980’i gösteriyordu. Ankara’nın kara kışı sadece havayı değil, o dönemin ruhunu da donduruyordu. Akşam vaktiydi. Gün boyu emeğiyle çalıştığı dükkândan çıkmış, evine doğru yürüyordu. Bu, Ahmet Aslan’ın attığı son adımlar, yürüdüğü son yoldu.
Gecenin karanlığı, pusunun örtüsü olmuştu. Komünist militanlar, sayıca çok ve alçak bir kalabalıkla, tek başına yürüyen bu yiğidin yolunu kesti. Ahmet’in duruşu karşısında aciz kalan düşman, onu bağlamak zorunda kaldı. Ellerini ve ayaklarını bağladılar; bir kahramanın hareket etme özgürlüğünü alarak onu çaresizliğe mahkûm ettiklerini sandılar.
SU DEPOSUNUN YANINDAKİ SON SES
O anlar, bir teslimiyet değil, adanmışlığın mühürlendiği anlardı. Düşman onu bir su deposunun yanına sürükledi. Belki de Ahmet Aslan’ın son bakışları, gökyüzündeki adaleti arıyordu.
Korkaklar, davasından asla vazgeçmeyecek olan 24 yaşındaki bu işçinin başına tam 4 kurşun sıktılar. O kurşunlar sadece bir bedeni yere düşürdü; ama asla o ruhu öldüremedi. Su deposunun yanı, artık şehadetle taçlanmış, sonsuza dek sessiz kalacak bir anıttı.
ŞEHİTLER KERVANI
Ertesi sabah, omuz omuza mücadele verdiği ülküdaşları, Ahmet Aslan’ı Ankara’nın acı soğuğunda, adeta donarak mühürlenmiş vaziyette buldular. Donmuş bedeni, canı pahasına davasına sadık kaldığının, düşmana boyun eğmediğinin en net kanıtıydı.
Ahmet Aslan, 24 yaşında Şehitler Kervanına katılmıştı. O, genç bir işçi olarak yaşadı, ancak bir destan kahramanı olarak ebediyete uğurlandı. Kahramanlığı, Karşıyaka Mezarlığı’nın kutsal topraklarına emanet edildi.
"Ahmet Aslan’ın şehadeti, 24 yıllık kısa bir ömrün değil, bir ülkü uğruna verilen sonsuz bir sözün, 1 Şubat 1980’de Ankara’nın buz tutmuş kalbine yazılan destanıdır."