"Bayrağın düştüğü yerde bir yemin vardır; bedenin siper edildiği yerde ise destan başlar."
MİLLETİN KÖKLERİNDEN GELEN YİĞİT
O, Anadolu’nun sarsılmaz ruhunu taşıyan topraklardan, Artvin’in Yusufeli ilçesine bağlı Erkinis (Demirkent) Köyü’nden bir nefesti. Selahattin Koçak adını taşıyan bu kahraman, yüreğinde vatanın aşkını taşıyarak metropollerin karmaşasına adım atmış, ancak özündeki saflığı asla kaybetmemişti. Onun varlığı, kökleri ne denli derinse, duruşunun da o denli sağlam olduğunun bir kanıtıydı.
İKİ CEPHEDE SÜREN MUKADDES VAZİFE
İstanbul’un Gültepe semti, onun hem evi hem de çetin mücadele alanıydı. Selahattin Koçak, fani hayatında halka hizmeti şiar edinmiş, İ.E.T.T’de bir şoför olarak direksiyon başındaydı. O, yolların zahmetine talip olmuştu. Ancak bu sıradan mesleğin ötesinde, omuzlarında çok daha ağır, çok daha kutsal bir görev taşıyordu.
Gültepe Sanayi bölgesinin Ülkü Ocakları başkanlığı, ona milletin geleceği adına emanet edilmiş bir sancağın adıydı. O, sadece bir taşıyıcı değil; davasının neferi, etrafındaki gençliğin sarsılmaz rehberiydi. İki ayrı cephede, hem geçimini sağlamak hem de karanlık ideolojilere karşı set çekmek için çelikleşmiş bir iradeyle yaşıyordu.
KARANLIĞA AÇILAN SON ADIM
Takvimler 31 Ocak 1979 Çarşamba sabahını gösteriyordu. İstanbul, henüz güne tam olarak uyanmamışken, saatler 09.00’ı vurmuştu. Selahattin Koçak, her sıradan vatandaş gibi, Gültepe-Talatpaşa Caddesi üzerindeki bakkal dükkanına doğru yürüdü. Bilmiyordu ki, bu basit alışveriş, ölümsüzlüğe attığı son adım olacaktı.
Onun varlığından rahatsız olanlar, davasının gücünden korkanlar, karanlık bir pusu kurmuştu. Üç komünist militan, alçakça bir saldırıyla, masumiyetin kalesi olan bakkal dükkanını kana buladı. Bu, bir bireye karşı değil; Selahattin Koçak’ın temsil ettiği tüm değerlere karşı yapılmış haince bir eylemdi. Kurşunlar hedefine ulaştığında, yüreklerimizde açılan yara, merminin açtığı yaradan çok daha derindi.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ VE UNUTULMAZ YEMİN
O vatan sevdalısı, aldığı ağır yaralara rağmen Şişli Çocuk Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorlar, onun hayatını geri getirmek için canla başla mücadele etti. Ancak 31 Ocak 1979 günü takdir tecelli etti; Selahattin Koçak, fani dünyadaki vazifesini tamamlayarak şehadet mertebesine erişti.
O, yoldaşları için bir hatıra değil, mücadele eden nesiller için bir yemine dönüştü. O gün İstanbul, sadece bir evladını değil, idealinin en cesur temsilcisini kaybetti. Selahattin Koçak’ın adı, 43 yıl önce o karanlık günde dökülen kanıyla, milletin destanına kalın harflerle yazılmıştır. Onun fedakarlığı, uğruna savaştığı topraklarda daima yankılanacak, cesareti ve adanmışlığı asla unutulmayacaktır.
"Fedakârlık, bir yoldan dönmek değil, o yolu sonsuza dek aydınlatmak demektir."