"Bazı hayatlar uzunlukla değil, taşıdıkları ülkülerin ağırlığıyla ölçülür."
GENÇLİĞİN YEMİNİ VE KÖKLERİ
Anadolu topraklarının asil duruşunu taşıyan bir yürekti O. Adı, Ahmet Kerse. Gaziantep'in kadim ruhunu, Oğuzeli’nin Gürsu Köyü’nün temiz havasını soluyarak büyüdü. Henüz 25 yaşındaydı; hayatının en verimli çağında, Gaziantep Eğitim Enstitüsü sıralarında geleceğin mimarı olma hayalini kuruyordu. Bu gençlik, sadece bir dönem değil, adanmış bir ülkü uğruna feda edilecek bir sözleşmenin imzasıydı. O, fırtınanın yaklaşmakta olduğunu bilerek, davasının bayrağını en yüksekte tutmaya yemin etmişti.
DİRENİŞİN BAŞLANGICI VE ZULMÜN SINAĞI
Takvimler Şubat 1980’i gösterdiğinde, karanlık bir el uzanıp onu Kilis’te tutsak aldı. Bu, basit bir gözaltı değildi; bu, bir imanın sınanmasıydı. Bir ay boyunca süren işkence, onun bedenini yormayı, hatta kırmayı amaçladı. Ancak Ahmet Kerse, zulmün demir pençeleri altında inancını ve duruşunu teslim etmedi. Geri adım atmayarak, maruz kaldığı her acıyı davasına olan sadakatinin bir mührü gibi taşıdı. O, işkencehanede sadece dayanmadı, aynı zamanda ideallerinin yenilmezliğini ispatladı.
ADALETSİZLİĞİN GÖLGESİNDE
12 Eylül 1980 darbesinin gölgesi ülke üzerine çöktüğünde, adalet de prangalara vuruldu. Ahmet Kerse, bir kahramanın yalnızlığı içinde, önyargı ile yönetilen mahkemelerin karşısına çıktı. Bu yargılama, gerçeği arayan bir süreç değil, peşinen verilmiş bir hükmün sahnelenmesiydi.
Onun aleyhinde ifade vermeyen tanıklar dahi tutuklanma tehdidiyle karşılaştı. Duruşması, vicdanın değil, siyasi hesapların ağır bastığı bir atmosferde ilerledi. Tüm bu baskıya rağmen doğruluğundan şaşmayan bu yiğit duruş, mahkemenin ön yargısını kırmaya yetmedi. Tarih, 8 Temmuz 1981’i gösterdiğinde, O’na verilen karar, sadece 25 yıllık ömrün değil, bütün bir idealin cezalandırılmasıydı: İdam.
SON ŞAFAK: 04.00
Kararın ardından gelen iki yıllık bekleyiş, bir şehidin son vasiyetlerini yazdığı, adanmışlığın demlendiği çileli bir süreçti. Ve o karanlık an geldi çattı.
31 Ocak 1983 sabahı, Gaziantep Cezaevi’nin soğuk duvarları arasında saatler 04:00'ü gösteriyordu. Bu saat, gecenin en zifiri, umudun en zor sınandığı saatti. Ahmet Kerse, artık geri dönüşü olmayan son adımlarını atarken, yüzünde ne pişmanlık ne de korku vardı. O, siyasi bir kurban olarak değil, davasının sadık bir neferi olarak, inandığı değerler uğruna bilinçli bir fedakârlığa yürüyordu.
Gaziantep cezaevinde, o karanlık seher vaktinde, 25 yaşındaki Ahmet Kerse, darağacında sükûnetle dik durdu. Hayatı gençliğinde son bulmuştu, ancak bu son, bir bitiş değil, destansı bir başlangıçtı. O, o an şehit edildiğinde, ideallerinin ölümsüzlüğünü tescil etmişti.
"O, 25 yaşında düştü, ancak bıraktığı iz, zamanın yıpratamayacağı bir anıt olarak yükselmektedir."