"Bazı insanlar sadece yaşamazlar; inandıkları değerler uğruna, isimleri tarihin destanına mühürlenir."
KAHRAMANIN KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YETİŞTİĞİ TOPRAK
Kahramanmaraş’ın, yiğitlik ruhunu taşıyan Elbistan ilçesinin Akbayır beldesinde, 1953 yılında dünyaya gözlerini açtı Tuncay Terzi. O, sadece bir eş ve iki evladın babası değildi; o, millete adanmış bir davanın çelikleşmiş iradesiydi. Henüz hayatının baharında, 27 yaşında, bu topraklar için ödenmesi gereken en ağır bedeli, kahramanlığın şanıyla birlikte sırtlanacaktı.
İDEALLERİN YOLCULUĞU VE ANKARA’DAKİ SAVAŞIM
Tuncay Terzi, bilginin ve inancın birleştiği yolda yürüdü. 1973-1974 öğretim yılında, fikri mücadelenin kalbi olan Ankara’ya, Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü kazanarak gitti. Bu sadece bir eğitim yolculuğu değildi; bu, ülkücü hareketin saflarına katıldığı, adanmışlığın ateş çemberine girdiği andı.
Ankara’da geçen yıllar, onun sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda davanın yılmaz bir neferi olduğunu kanıtladı. Gazi Eğitim’de ve başkentin zorlu sokaklarında büyük hizmetlere imza attı. 1976 yılında, hareketin yönetim kademesinde yerini alarak, Ankara Ülkü Ocakları Derneği Yönetim Kurulu’na seçildi. İnancından bir an bile taviz vermeyen bu genç adam, ruhunu ve enerjisini, sarsılmaz davasına vakfetmişti.
İSKENDERUN VAZİFESİ: ÖĞRETMENLİK VE ESNAFLIK MİRASI
Eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra, 1976 yılında Gazi Eğitim’den mezun oldu ve bir Fransızca Öğretmeni olarak Hatay’ın huzursuz ve çetin İskenderun ilçesine atandı. O, sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda vatanın geleceğini şekillendiren bir rehberdi. Çok sevdiği öğrencilerine sadece ders anlatmadı; onlara vatan sevgisini ve doğruyu fısıldadı.
Ancak hayat, onun için sadece kürsüde bitmedi. İskenderun’da aynı zamanda bir esnaf olarak mücadelesini sürdürdü. Halkın içinde, pazarda, sokakta; o, davasından asla geri adım atmayan bir ışık kaynağıydı.
KARANLIK GÜN VE SESSİZ BİR GELİŞİN AĞIR BEDELİ
Tuncay’ın İskenderun’a gelişi, kendisi için ne kadar sessiz ve alçakgönüllü olsa da, onun Ankara’daki duruşu, fikir düşmanlarının radarından kaçmamıştı. Ülkücü hareketin bu fedakâr mensubu, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından hedef olarak belirlenmişti.
31 Ocak 1980 günü, o soğuk kış akşamının üzeriydi. Günlük ekmeğini kazanma mücadelesini tamamlamış, dükkânını kilitlemişti. Artık tek gayesi, yuvasına, eşine ve iki çocuğuna kavuşmaktı. O an, Tuncay Terzi bir esnaftı, bir babaydı.
Ancak yoluna tuzak kurulmuştu. Karanlık, pusudan beslenen katiller, Tuncay’ın son adımını bekliyorlardı. Kahramanmaraş’ta, Elbistan’da, inançları uğruna yaptırılmak istenen eylemlerden geri adım atmayan bu kararlı ruha karşı, kalleşçe bir plan hazırlamışlardı.
SON NEFES VE DESTANSI VEDA
Tuncay Terzi, karanlık gölgelerin arasından çıkan kurşunlara hedef olduğunda, şehadet, 31 Ocak 1980’de Hatay’ın İskenderun ilçesinde onu kucakladı. Onu dükkânından evine yürürken vuran kurşunlar, sadece bir bedeni değil, geride iki yetimi ve büyük bir acıyı bıraktı. Ama o kurşunlar, aynı zamanda, Tuncay Terzi’nin adanmışlığını, bir davanın ölümsüzlük mührü olarak tarihe yazdı.
Onun hayatı, inanca adanmış, mücadeleyle geçmiş ve en sonunda da fedakârlıkla taçlanmış kısa, ama destansı bir yolculuktu. O, görevini tamamlamıştı.
"O gün yoluna kurulan pusu, yalnızca bir esnafı değil, inancından vazgeçmeyen bir kahramanın milletine adanmış ruhunu hedef almıştı. Ve o ruh, asla yenilmedi."