"Bazı hayatlar yirmi yıla sığmaz; adanmışlık, tarihin en kısa ve en cüretkâr destanıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALİ
Adana’nın bereketli toprakları, 1980 yılının karanlık kışına doğru, henüz yirmi baharını dahi tamamlamamış bir kahramanın adını yazmıştı kader defterine: Ülkücü Şehit Mehmet Demirci. Doğduğu toprak olan Adana, aynı zamanda onun idealleri uğruna son nefesini vereceği kutsal vatan parçası olacaktı. O, yalnızca bir isim değil, bir duruşun, bir inancın ve çelikten bir kararlılığın sembolüydü.
ADANMIŞLIĞIN NEFERİ
Mehmet Demirci, hayatın en sade ve en onurlu mesleğini icra eden bir işçiydi. Vatan sevgisini en büyük sermayesi yapan bu genç nefer, Adana-Seyhan semtindeki Meydan mahallesinde bulunan Mini taksi durağında temizlik işçisi olarak çalışıyordu. Onun için işi, sadece bir geçim kaynağı değil; bulunduğu mevzideki düzeni ve disiplini sağlama göreviydi. En zor zamanlarda dahi, inancının sarsılmazlığını bu mütevazı görevinde taşıyordu.
YİRMİ BAHARIN TRAJİK VEDASI
Henüz 20 yaşındaydı. Hayatın bütün vaatleri, bütün umutları önünde seriliydi. Gençliğin coşkusu ve ideallerin ateşiyle yanarken, ruhu bir milletin geleceği için endişelenen yaşlı bir bilge gibiydi. Bu yirmi yıllık kısa ömür, basit bir biyografi olarak değil, karanlık ideolojilerin toplumu zehirlediği bir dönemde, saf bir imanın nasıl cephede durduğunun görkemli bir kanıtı olarak tarihe mühürlendi.
31 OCAK 1980: KADERİN DURAĞI
Takvimler 31 Ocak 1980 Cuma gününü gösterdiğinde, Adana semaları kanlı bir vedaya hazırlanıyordu. Mehmet Demirci, her zamanki görev yerinde, Mini taksi durağında bulunuyordu. Ancak o gün, durağın sessizliği alçakça bir saldırının gölgesiyle bozuldu. Üç devrimci-solcu komünist militan, gizlenmiş ihanetleriyle gelip, doğrudan durağa silahlı bir saldırı düzenledi.
Bu, bir çatışma değil, inanca ve masumiyete yöneltilmiş hain bir pusu, bir yıldırım baskınıydı. Mehmet Demirci, bir anda yükselen ateş çemberinin ortasında kaldı. Milletinin bekası uğruna girdiği yolda, geri adım atmayı dahi düşünmeden, vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden kurşunlarla olay yerinde, çalıştığı ve adanmışlığının simgesi olan o mütevazı durakta şehadet mertebesine yükseldi.
ŞEHADETİN SESİ VE MİRASI
Saldırıyı gerçekleştiren alçaklar, eylemlerinin arkasına sığınarak olay yerinde, karanlık imzaları olan (THKP-C) imzalı bir bildiri bırakmışlardı. Bu bildiri, Mehmet Demirci’nin kime karşı, hangi hain zihniyete karşı durduğunu kanıtlayan soğuk bir belgeden başka bir şey değildi. O, sadece bir işçi olarak değil, vatanın birliği için bedenini siper eden bir kale olarak düşmüştü.
Mehmet Demirci’nin yirmi yıllık ömrü, 31 Ocak 1980’de son bulmuş olsa da, fedakârlığının destanı Adana’nın rüzgârıyla Anadolu’nun dört bir yanına yayıldı. O, bir ideal uğruna canını feda eden, ismi unutulmayacak kahramanlık zincirinin en parlak halkalarından biri olarak kaldı.
"O gün, Adana’nın toprağına düşen her kurşun, bir genç yüreğin sönmeyen meşalesi oldu; şehadet, en yüksek sadakatin imzasıdır."