"Bir tohumu toprağa düşürürken, ona vatanın ebedi sevdasını da katmayanlar, ölümsüzlüğün kapısını aralayamazlar."
DOĞDUĞU YAMAÇLARA ADANAN NEFER
Trabzon’un sarp ve kadim topraklarında, Tos Köyü’nün derinliklerinde filizlenen bir ruh: Ali Keleş. O, sadece 39 yıllık ömrüne sığdırdığı mücadeleyle, evlatlarına ve eşine olan sevgisinin ötesine geçen bir misyonun taşıyıcısıydı. Hayatının bir dönemini, ailesine rızık sağlamak için gurbet ellerde, yurt dışında işçi olarak geçirdi. Ancak yüreğindeki vatan sevdası, onu bir kez daha doğduğu topraklara çağırdı. Çünkü bazı insanlar için rahatlık ve refah, davanın gölgesinde kalır. O, geri döndü.
GURBETTEN LİDERLİĞE: ADANMIŞLIK YEMİNİ
Ali Keleş’in dönüşü, sıradan bir işçinin memleketine kavuşması değildi; o, idealine hizmet etmek için geri gelmişti. Köyünün sessizliğini, ülkücü davanın sarsılmaz sesiyle doldurmak için hemen harekete geçti. Tos Köyü’nde, Ülkü-Köy Derneği şubesini kurdu ve liderliğini, yani omuzlarına yüklenen ağır sorumluluğu üstlendi. Bu, sadece bir dernek başkanlığı değil, ideal uğruna canını ortaya koyma yeminiydi. O, memleketin karanlık ideolojiler tarafından kuşatıldığı bir dönemde, köyünün sadakat kalesi olmayı seçmişti.
SON DÜĞÜN VE YÜREĞE DÜŞEN GÖLGE
31 Ocak 1977 Pazartesi, Ali Keleş için sıradan bir gün gibi başlamış, sevinçli bir olaya tanıklık ediyordu. O, kendi insanının neşesine ortak olmak için bir düğüne katıldı. Dostlarının, komşularının arasında, sevgi ve kardeşlik bağlarının kuvvetlendiği bir ortamdaydı. Ancak huzur dolu bu anlar, pusuda bekleyen hainliğin gölgesini taşıyordu.
İDEALİN BEDELİ: O KARANLIK AKŞAM
Akşam saatleri çöktüğünde, Ali Keleş düğünden ayrılarak evine doğru yola çıktı. Huzurun izlerini taşıyan o dönüş yolunda, karanlık bir tuzak onu bekliyordu. Komünist militanlar, ülkücü duruşun kararlılığından ürkenler, omuzlarında bayrağın ağırlığını taşıyan bu kahramanı hedef aldılar.
Yaşananlar, tarihin kuru satırlarına yalnızca şöyle yazıldı: Düğünden dönerken, silahlı saldırı sonucu şehit düştü.
Ancak bu basit cümle, o anın büyüklüğünü anlatmaya yetmez. O an, bir liderin, inandığı değerler uğruna bilinçli olarak yürüdüğü son adımdır. O an, 39 yıllık yaşamın, ailesinin sevgisinin ve ülkücü davanın kutsal ateşi arasında bir köprü kurulduğu andır. Ali Keleş, geri dönmeyi reddettiği yabancı topraklarda değil, canını adadığı vatanın tam ortasında, hain bir kurşunla ebediyete intikal etti.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Ali Keleş’in kanı, davasının ve milletinin toprağına dökülen son ve en değerli harç oldu. 31 Ocak 1977 tarihi, Trabzon’un yüreğinde açılan derin bir yara olarak kaydedildi. Geriye bıraktığı evlatları ve eşinin acısı, mücadelesinin haklılığının en acı ispatıydı.
Kahramanın naaşı, doğduğu ve uğruna mücadele ettiği topraklara, Tos Köyü’nde defnedildi. Ali Keleş’in aziz hatırası, vatan toprağına atılan bir tohum gibi, kök salarak sonsuza dek yaşayacak, karanlık çağlara karşı dik duruşun ölümsüz bir sembolü olacaktır.
"Bazı fedakârlıklar o kadar büyüktür ki, zaman dahi onları eskitmeye cesaret edemez; onlar, toprağın sadakat yeminidir."