"O, bir ömrü Çorum’un dar sokaklarına sığdırdı; ancak bıraktığı iz, bir milletin vicdanına mühürlendi."
ADI VE YEMİNİ
Çorum’un kalbinde, Ulukavak mahallesinde yükselen bir idealin adıydı Kerem Sarı. Henüz lise sıralarında, geleceğin umudu olması gereken o en taze çağlarında, kaderini vatanın kaderiyle birleştirmeyi seçmişti. Sadece bir öğrenci değildi; boş zamanlarında babasının otelinde çalışarak hayatın yükünü omuzlayan, sorumluluk nedir bilen bir gençti. Fakat onun asıl cephesi, Çorum Ülkücü Gençlik Derneği Lise teşkilatındaki kutsal göreviydi. 1979 yılının o kanlı kış günlerinde, Kerem, gençliğini ideallerinin kalkanı yapmış, tehlikenin kol gezdiği şehirde inancının timsali olmuştu.
BİR YÜREKTE İKİ ATEŞ: ÇORUM’UN SANCILI YILLARI
Kerem Sarı’nın yaşadığı Çorum, sadece bir şehir değil, aynı zamanda milli vicdanın sınandığı bir coğrafyaydı. O, henüz hayatının baharındayken, karanlık güçlerin sokakları ele geçirmeye çalıştığı o zorlu dönemde, davasından geri adım atmadı. Okul defterleriyle birlikte, Ülkücü hareketin bayrağını da elinde taşıdı. Her adımı, inancına olan derin sadakatinin bir ispatıydı. O’nun için gençlik, sadece bir eğlence dönemi değil, adanmışlık ve mücadele anlamına geliyordu.
O KARARLI YÜRÜYÜŞ VE HAİN PUSU
Takvimler 28 Ocak gününü gösterirken, Kerem, yanındaki bir ülküdaşıyla birlikte Albayrak İlkokulunun önünden geçiyordu. Bu, masum bir yürüyüş değil, tehlikenin gölgeleri altında atılan kararlı bir adımdı. Tam bu sırada, pusu kurmuş bir grup komünist militan, alçakça ve silahla saldırdı. Bu saldırı, sadece bir gence değil, milletin sarsılmaz iradesine sıkılmış bir kurşundu. Kerem Sarı, bu hain saldırının ortasında ağır yara aldı.
Olayın şokuyla sarsılan ülküdaşları, onu hemen Çorum Devlet Hastanesine yetiştirdi. Ancak kahraman, hayatla ölüm arasındaki ince çizgide, bilinci kapalı bir direnişin içine girmişti.
ÜÇ GÜNLÜK SON SAVAŞ VE EBEDİ MAKAMA YÜKSELİŞ
Kerem, yaralandığı anki cesaretini, hastanenin soğuk odalarında da sürdürdü. Üç gün boyunca komada kaldı. O üç gün, Kerem’in sessiz çığlığı, davasının büyüklüğünü kanıtlar nitelikteydi. Vücudu, inancı için dövüşürken; ailesinin, ülküdaşlarının ve tüm milletin yüreği O’nunla birlikte attı. Bütün tıbbi çabalara, bütün dualara rağmen, Kerem’in genç bedeni daha fazla direnemedi.
31 Ocak 1979 günü, Kerem Sarı, o genç ve tertemiz ruhunu davasına feda ederek ebediyete yürüdü. O, sadece bir öğrenci olarak değil, bu vatanın mukaddes topraklara verdiği bir fidana, bir Şehit olarak tarihe geçti. Kerem’in düşüşü, karanlık güçlere karşı verilen mücadelenin ne denli ağır bir bedeli olduğunu gösteriyordu.
"Kerem Sarı, gençliğini bayrak yaptığı o kış gününde düştü. Ancak 31 Ocak, sadece bir ölüm tarihi değil, davasına adanmışlığın ve ebedi şerefin mühürlendiği gündür."