"Bazı ömürler, uzun bir takvime sığmaz; 18 yıla, bir destanın ağırlığını yükler."
KİMLİĞİ VE YÜKSELEN GENÇLİĞİ
Onun adı Bahattin Kaplan’dı. Henüz 18 bahar görmüş, fidan boylu bir yiğitti. Hayata gözlerini Kırşehir’in Kaman ilçesinde açmış, ancak kaderinin yazıldığı yer, mücadelenin ve fırtınanın merkezi olan Ankara olmuştu. Ankara’nın Akdere Peyami Safa Mahallesi, onun hem yuvası hem de ideal davasının ilk adımları attığı sarsılmaz kale olarak kalacaktı. Bahattin, bir mirasın ve inancın çocuğu olarak büyüdü; zira ailesi, vatan sevgisini en yüce ülkü olarak gören bir duruşun neferiydi.
ADANMIŞLIĞIN İKİ CEPHESİ
Bahattin Kaplan’ın gençliği, sıradan bir gencin hayatından çok uzaktı. O, sadece bir öğrenci değildi; hayatın zorluklarına göğüs gererek lisede beklemeli olarak okuyordu. Aynı zamanda, seyyar satıcılık yaparak, el emeğiyle helal kazancını evine taşıyan, mütevazı ve onurlu bir emekçiydi. Onun mücadelesi çiftti: Hem hayatını idame ettirmek için sokaklarda rızkının peşinde koşuyor, hem de inandığı değerler uğruna yüreğini adıyordu. Bu ikili hayat, onun fedakârlığının ve davasına olan sarsılmaz bağlılığının en güçlü kanıtıydı.
30 OCAK 1980: VAZGEÇİLMEYEN YÜRÜYÜŞ
O karanlık 30 Ocak 1980 günü geldiğinde, Bahattin Kaplan, ideal arkadaşlarının (ülküdaşlarının) çağrısına tereddütsüz uydu. Bademli Semtine doğru attıkları her adım, aslında bilinmezliğe, ancak kararlılıkla atılmış bir adımdı. O gün, Bahattin ve yoldaşları, inançlarının bedelini ödemeye hazır bir ruhla yola çıkmışlardı. Ancak Bademli, yiğit bir duruşun son nefesi olacağı kanlı bir pusuya sahne oldu.
İHANET VE EBEDİ ŞEHADET
Devrimci-komünist unsurlardan oluşan bir grup, pusu kurarak, en ağır ve en acımasız silahlarla saldırdılar. Bu, bir çatışma değil, inançlı yüreklere karşı planlanmış alçakça bir saldırıydı. Gözü dönmüş kurşunlar, Bahattin’in genç bedeni hedef aldı. O, düştüğü yerde bir fidan gibi koptu, ancak ardında davasından dönmeyen, teslim olmayan bir kahramanlık mirası bıraktı. Silahlardan çıkan o kurşunlar, onu ağır yaraladı ve ülküdaşımız Bahattin Kaplan, mücadele alanında, olay yerinde şehadet mertebesine yükseldi.
18 yıllık kısacık ömrünü, milletinin geleceğine adayan bu temiz yürekli genç, artık toprağın en onurlu makamında uyumaktaydı. Canını hiçe sayan bu büyük fedakârlık, Akdere-Karşıyaka Mezarlığı'na, ebediyetin yattığı yere defin edildi. Onun adı, mücadele edenlerin hafızasında, 1980 yılının en yürek yakan, en destansı hikayelerinden biri olarak kazındı.
"18 yaşındaki bir fidanın verdiği can, sadece bir kayıp değil; uğrunda ölünecek bir davanın sonsuzluğa uzanan yeminidir."