“Bazı hayatlar uzun soluklu bir roman değil, ama tarihe sığmayacak kadar büyük bir mühürdür.”
ERZURUM’DAN TAŞIDIĞI ONUR: SAİT ACAR
Sait Acar. 1957 yılında, Anadolu’nun kışa kesmiş kadim topraklarında, Erzurum’un Pasinler ilçesinde doğdu. O, sadece bir isim değil, imkânsızlıkların çelikten bile bükemediği bir ruhun temsilcisiydi. Geçim derdi, o yılların zorunlu göç fermanıydı; bu nedenle, toprağının zorluğunu yüreğinde taşıyarak, ekmek davası peşinde İzmir’in yolunu tuttu. O, cebinde rızkını kazanma arzusu ve sırtında milletinin kutsal davasına olan adanmışlığıyla gelmiş sade bir işçiydi. İzmir’in Gümüşpala semtinde, bir sığınak bularak ablasının yanında kalmaya başladı.
KAHRAMANLIK ALANI: TARİŞ VE KIZIL BASKI
İzmir TARİŞ, Sait Acar’ın hem ekmeğini kazandığı yer hem de şahadetine yürüdüğü kahramanlık meydanı oldu. Bir işçi olarak, MİSK saflarında onurla durdu. Ancak fabrikanın iç cephesi, barış ve demokrasi maskesi ardına saklanan azgın militanların terör alanıydı. DİSK’in eli kanlı militanları, yalanı ‘barış-demokrasi-insan hakları’ pilavının katığı yaparak, kendilerinden olmayanlara yaşam hakkı tanımıyordu. Bu baskı, sadece bir sendikal mücadele değil, bir inancın ve duruşun yok edilme çabasıydı. Sait Acar, bu karanlık zihniyet karşısında geri adım atmadı, tıpkı daha önce kız kardeşinin kocası Kamil Suncak’ı da şehit eden bu terörün üzerine yürüdüğü gibi. O, baskıya boyun eğmeyi reddetti.
30 OCAK 1977: DİRENİŞİN ZİRVESİ VE SON NEFES
30 Ocak 1977. Baskıların hat safhada olduğu, zulmün gölgesinin TARİŞ’in duvarlarına düştüğü o kara gün. Sait Acar, alın teri döktüğü, rızkını kazandığı fabrikada çalışırken, zalimler onu hedef aldı. Barış vaadiyle gelenler, bıçak zoruyla onu işçi yuvasından dışarı çıkardılar. Bu, sadece bir kovma değil, onurunu bırakma teklifiydi.
O an, Sait Acar’ın kahramanlığının en büyük sınavıydı. Bıçağın tehdidi altında bile, inancından taviz vermediğini gösterdi. Fabrikanın kapısından dışarıya atılan o son adım, bir teslimiyet değil, ebediyete doğru atılmış kararlı bir yürüyüştü. Zulüm, kendi karanlık yöntemini seçti: Sait Acar’ı, haysiyetini çiğnetmediği o fabrikanın hemen dışında kurşunlayarak şehit ettiler. Bir işçi, sadece emeği için değil, inancının haysiyeti için can vermişti.
BİR MİLLETİN KALBİNE EMANET
Bir yiğit, 20 yaşında, ömrünün baharında, karanlık bir ideolojinin kurbanı oldu. Sait Acar, onurunu koruyarak düştü ve şehadet mertebesine yükseldi. Onun bedeni, Bayraklı-Soğukkuyu Mezarlığı’nın serin toprağına emanet edildi. Ancak onun destansı direnişi, ne toprağa ne de tarihin tozlu sayfalarına gömüldü. O, Türkiye işçi hareketinin vicdanında, zulme karşı duran her yiğidin sarsılmaz sembolü olarak yaşamaya devam etti.
“O, ekmek parasını onuruyla kazanan ve bu uğurda can veren tüm yiğitlerin sessiz çığlığıdır. Ruhun şad olsun, İşçi Şehit Sait Acar.”