"Kimi zaman bir adamın ömrü, takvim yapraklarının sayısından ibaret değildir; o ömür, uğruna can verilen büyük bir yemindir."
DOĞDUĞU YER: TAŞKÖPRÜ’DEN YÜKSELEN YİĞİT
O, Anadolu’nun sarsılmaz sadakatini damarlarında taşıyanlardandı. Mahir Bozkurt; Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinin toprağına mayalanmış, Ankara’nın zorlu günlerinde ise bir meşale gibi parlamıştı. Henüz 23 bahar görmüş bu genç adam, ömrünün en verimli çağında, alın teriyle yoğrulmuş bir hayatı seçmişti. Fransız Hava Yolları’nda çalışan bir işçi olarak, Akdere semti Kırmızıtepe mahallesindeki mütevazı evinden her gün; sadece ekmeğini kazanmak için değil, inandığı değerler için de yola çıkıyordu.
ADANMIŞLIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
Mahir Bozkurt’un hayatı, basit bir biyografi çizgisinde ilerlemedi; o, adanmışlığın ateş çemberine gönüllü girmişti. Kalbi, Ülkü Ocakları Derneği’nin Abidinpaşa şubesinde atıyordu. Bu üyelik, o zorlu yıllarda sadece bir aidiyet değil, bir duruş beyanıydı ve bu beyan büyük bedeller gerektiriyordu.
O, korku nedir bilmeyenlerdendi. Daha önceki günlerde dahi, karanlık güçlerin hedefi olmuş, tehdit edilmiş ve alçakça saldırılara uğramıştı. Bu saldırılar, onu sindirmek yerine, ruhundaki inancı daha da bilemiş, attığı her adımın bir mücadele olduğunu ona bir kez daha göstermişti. Mahir, tehditleri biliyordu; ancak geri çekilmeyi reddederek, kararlılıkla cephedeki yerini korudu.
29 OCAK 1980: VAZGEÇİLMEYEN GÖREV GÜNÜ
Takvimler, soğuk bir Salı gününü, 29 Ocak 1980’i gösteriyordu. Ankara’nın kalbi, Ulus semtinde, Köy İşleri Bakanlığı’nın önü, o gün Mahir’in son durağı olacaktı. Bu kritik noktada, vatanın birliği ve bütünlüğüne kast eden, ideolojik körlükle bilenmiş komünist militanlar, pusu kurmuşlardı.
Mahir Bozkurt, tehditlere boyun eğmeyen duruşunun bedelini ödemeye kararlıydı. O gün, bilinen bir tehlikeye doğru yürüdü. Bilinmezliğin gölgesinde, düşmanla yüz yüze geldiği o an; o, işçi kimliğiyle sırtladığı yükü, bir yiğitlik destanına dönüştürdü.
DESTANIN MÜHÜRLENMESİ
Komünist militanların alçakça ve silahlı saldırısı, Mahir’in kararlılığını durduramadı ama hayatını aldı. Aldığı kurşun yaraları, genç bedenini olay yerinde yere serdi. O, Ulus’un göbeğinde, vatan sevgisinin son nefesini vererek şehit düştü.
23 yıllık kısa ömrüne, tehditlere rağmen geri adım atmamış bir yiğitliği sığdırmış olan Mahir Bozkurt, adını 29 Ocak 1980 tarihine bir mühür gibi kazıdı. O, işçi elleriyle ülkesinin geleceğini inşa etmeye çalışırken, inancı uğruna canını feda eden bir kahraman olarak sonsuzluğa yürüdü. Onun şehadeti, kuru bir olay kaydı değil; baskı ve zorbalık karşısında eğilmeyen bir ruhun destanıdır.
"Ankara’nın Ulus semtinde, bir işçi yüreği vatan aşkıyla mühürlenmiş, o günden sonra adı sadece bir tarih değil, bir direniş destanı olmuştur."