"Bazı ruhlar, yirmi yıl yaşamasa da, bir milletin yüz yıllık kaderini omuzlarında taşır. Onlar, en genç yaşta, sonsuzluğa yürüyenlerdir."
KİMLİĞİ: ANADOLU’NUN EN GENÇ FİDANI
O, Amasya topraklarının, yiğitliğin ve imanın beşiği Taşova’nın bir evladıydı. Adı Davut Durak. Hayat defterinde henüz bahar rüzgarları eserken, takvimler 1979 yılını gösteriyordu. Daha 18 yaşındaydı; gençliğinin ve idealizminin zirvesinde, ülkü davasına adanmış pırıl pırıl bir delikanlı. Henüz hayatın bütün güzelliklerini tatmaya vakti olmamış bu fidan, ulvi bir göreve talip olmuştu: Vatanın bekçiliğine.
BİR MİLLETİN ALINYAZISI
1979, Türk milleti için fırtınalı ve zorlu bir yıldı. Dışarıdan esen hain rüzgarlar, gençliğin ortasına nifak tohumları ekmeye çalışırken, Davut Durak duruşuyla, inancıyla ve cesaretiyle cephedeki yerini almıştı. O, sadece Taşova’nın değil, bütün bir memleketin huzuru için göğsünü siper etmeye kararlıydı. Yaşı küçüktü ama taşıdığı misyon, çağının bütün ağırlığından büyüktü.
O KARANLIK OCAK GÜNÜ
Takvimler, soğuk ve puslu bir günü işaret ediyordu: 29 Ocak 1979. Amasya’nın sokaklarında gerilimin gölgesi kol gezerken, Saat 19.30 sularıydı. Gün batmış, şehir karanlığa teslim olmaya başlamıştı. Bu, adeta bir kahramanlık sahnesinin perdesinin açılma anıydı. Bilinmezliğin hüküm sürdüğü o anlarda, Davut Durak hayatının en büyük sınavıyla yüzleşmek üzereydi.
KARARLILIKLA ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Detaylar karanlıkta gizlidir; Davut Durak’ın o an hangi kahramanlığı sergilediği, nasıl bir direniş gösterdiği, hangi sözleri fısıldadığı tarihin kayıtlarına tam olarak geçmemiştir. Bilinen tek şey, o an Amasya’da olayların patlak verdiği ve komünist militanların alçakça bir silahlı saldırı başlattığıdır.
Davut Durak, o anda kaçmak yerine durdu mu? Yoksa tehlikenin ortasına, inancının sarsılmaz kalkanıyla mı yürüdü? Bilinmezlik, onun fedakârlığını daha da yüceltmektedir. O, 18 yaşının bütün ağırlığını bir kenara bırakarak, düşmanın silahlı tehdidine karşı dimdik durmayı seçti. Olayların tam ortasında, hain kurşunlar bu genç yiğidin bedenine isabet ettiğinde, Davut Durak sadece düşmedi; vatan toprağına, sarsılmaz bir idealin mührünü vurdu. Bir devinimi, bir duruşu, bir geleceği şehadetiyle satın aldı.
SON NEFES, EBEDİ YOLCULUK
29 Ocak 1979 akşamı Amasya, en genç kahramanını kaybetmişti. Davut Durak, o karanlık gecede ruhunu teslim etti ve geride, tertemiz bir adanmışlık mirası bıraktı. O bedenin Amasya’dan Taşova’ya dönüşü, bütün bir millete verilmiş sarsıcı bir dersti.
Bir gün sonra, 30 Ocak 1979 günü, Davut Durak, doğduğu topraklara, Taşova’ya, sonsuzluğun huzuruna uğurlandı. On sekiz yıllık kısacık ömrü, bir destanın ilk mısraı oldu. O, yaşının baharında, bayrağın gölgesine sığınmış, ülkücü davanın sönmez meşalesi olarak ebediyete intikal etmiştir.
"Takvimler sadece bir gün kaybetmişti; oysa Amasya, 18 yaşındaki bir kahramanın adını, tarihin en şerefli sayfasına altın harflerle yazmıştı."