“Bazı ömürler, bir milletin geleceği uğruna feda edilen kısacık bir nefes; ama o nefesin sesi çağları aşan bir destan olur.”
BİR HİLALİN GÖLGESİNDE DOĞAN YİĞİT
Oktay Çetinkaya… O, yalnızca bir isim değil, 1970’li yılların çetin fırtınasında bayrağı yere düşürmemek için ant içenlerin sembolüydü. Kökeni, toprağın sadakatini taşıyan Ankara’dan, Şereflikoçhisar’ın Solakuşağı Köyü’nden geliyordu. Onun kimliği, sadece doğduğu yere değil, taşıdığı yüksek ideallere de mühürlenmişti. Mesleği, gençliğin ve geleceğin ta kendisiydi: Bir Öğrenci. Ancak onun öğrenciliği sadece sıralarda değil, vatanperverliğin en çetin sınavında devam ediyordu.
ADANMIŞLIĞIN 18 YILLIK YEMİNİ
Henüz on sekiz yaşındaydı. Gözlerinin feri sönmemiş, umudu taptaze bir delikanlı. Ankara’nın Zafertepe Mahallesinde oturuyor, İncesu Akşam Lisesinde okuyordu. O yaşta, hayatın tüm neşesi ve coşkusu önünde dururken, Oktay daha büyük bir davanın yükünü omuzlamayı seçmişti. O, sadece ders kitaplarına değil, ülküye adanmış bir hayatın desturuna talipti. Oktay Çetinkaya, karanlık ideolojilerin kol gezdiği bir dönemde, saf ve tavizsiz duruşun simgesiydi.
VATAN YOLUNDA ATILAN SON ADIM
Takvimler 28 Ocak 1977 Cuma gününü gösteriyordu. Öğle sonrasıydı, saat 14.00 suları. Oktay ve ülküdaşı Hakverdi Satılmış, ülküye hizmetin yuvası olan Ülkü Ocakları Derneğinden ayrılmış, okullarına doğru ilerliyorlardı. Bu, sıradan bir okul yolu değildi; bu, adanmışlığın getirdiği tehlikenin gölgelerle örüldüğü bir güzergâhtı. O gün, vatanı bölmek isteyen eller, dört komünist militanla, iki silahlı katille birlikte, gençliğin umuduna bir pusu kurmuşlardı.
ANKARA'DA YÜREĞE DÜŞEN KOR
Pusu kurulmuştu. Sesizliğin ardından hain kurşunlar, karanlık bir nefretle Oktay’ın üzerine yağmaya başladı. O, geri çekilmek yerine, davasının ve ülküdaşının önünde adeta bir siper oldu. İlk mermi, doğrudan göğsüne isabet etti. Bu yara, onun davasına olan bağlılığının kanıtıydı. Sendeleyip düştü; ancak düşüşü bir yenilgi değil, fedakârlığın abideleştiği anın başlangıcıydı. Hakverdi Satılmış kendini bir evin bahçesine atarak kurtulmaya çalışırken, caniler yere düşmüş, ağır yaralı olan Oktay’ın yanına geldiler. Gözlerinde ne bir acıma ne bir tereddüt vardı. Kahramanın direnişini kırmak istercesine, son kurşunları bu kez onun başına sıktılar.
Oktay Çetinkaya, 18 yaşının tüm ağırlığıyla, vatanın bekası için en ağır bedeli ödemişti. Onu hastaneye yetiştirmeye çalışıyorlardı; ama genç yiğidin ruhu, o kanlı yolda, Ankara semalarında yükselen bir hilal gibi parladı. Ağır yaralı halde götürülürken, 28 Ocak 1977 tarihinde, destanını tamamlayarak Şehitlik mertebesine erişti. O, toprağa düşen bir öğrenci değil, uğruna can verilen bir inancın ebedi bekçisidir.
“O, karanlık bir günde sırtını dönmeyerek en büyük dersi verdi. Şehit Oktay Çetinkaya, artık sadece bir tarih değil, cesaretin ve imanın yankılanan sesidir.”