"Bazı hayatlar kısadır; ancak bıraktıkları iz, bir ulusun kaderine yazılmış ebedi bir ferman gibidir."
ÇANAKKALE'NİN YİĞİT NEFERİ: MUHARREM SABUTAY
Çanakkale’nin, destanların yazıldığı toprakları, Gelibolu’nun bereketli ovasında yeşermiş bir fidan, Muharrem Sabutay. O, çiftçilikle geçinen sade bir ailenin geleceğe dair tek umudu, tek evladıydı. Henüz 18 bahar görmüş, hayatının eşiğinde duran genç bir öğrenciydi. Ancak kader ona, okul sıraları ve Ticaret ve Sanayi Odası’ndaki odacılık görevleri dışında, çok daha ağır ve şerefli bir görev yüklemişti. O, sadece ailesinin değil, davasının da bir neferi olmuştu.
ADANMIŞLIĞIN YÜKÜ VE YÜREĞİN SESİ
Muharrem Sabutay, genç yaşına rağmen, ait olduğu ülkücü hareketin çetin yükünü omuzlamış, davanın temiz ve sarsılmaz bir askeri olmayı seçmişti. O yıllar, masumiyetin bedelinin ağır ödendiği, inançların keskin bir bıçak gibi karşı karşıya geldiği karanlık zamanlardı. 18 yaşındaki bu yiğit, gündüzleri alın teriyle çalışıp ailesine destek olurken, geceleri ruhunu ve zihnini adadığı bu şerefli davanın mücadelesini veriyordu. O, sıradan bir hayat sürmek yerine, ülkülerinin ateşiyle yanmayı seçmişti.
GELİBOLU'DA SON YÜRÜYÜŞ (27 OCAK 1979)
Takvimler, 27 Ocak 1979 tarihini gösteriyordu. Çanakkale-Gelibolu üzerindeki gece, sıradan bir kış akşamının soğukluğunu taşıyordu. Saatler 23.00’ı vurduğunda, ülküdaşımız Muharrem Sabutay, günün yorgunluğunu geride bırakıp evine doğru son yürüyüşüne çıkmıştı. O, sadece evine değil, aslında mukadderatına doğru yürüdüğünün farkında değildi.
Bu son yolculuk, karanlık pusu kuran hainlerin gölgesiyle kesildi. Devrimci solcu-komünist ideolojinin kör nefretine sarılmış 5 militan, o an, 18 yaşındaki bu tek başına duran kahramanın yolunu kesti. Sayısal üstünlüklerinin verdiği cesaretle, vicdanları mühürlenmiş bu güruh, namertçe bir saldırı başlattı.
YÜREĞİ HEDEF ALINAN ŞEHADET
Muharrem Sabutay, tek başına olmasına rağmen, inancının verdiği manevi güçle bu tehlike çemberine alınmıştı. Ancak hain kurşunlar, fırtınaya göğüs geren bu yiğidin bedenine yağmaya başladı. Alçak katiller, onu sadece susturmakla yetinmediler; adanmışlığın ve cesaretin kaynağı olan en kutsal noktayı, kalbini hedef aldılar.
Muharrem Sabutay’ın 18 yıllık tertemiz ömrü, o karanlık gecede, Gelibolu topraklarına bir kahramanlık mührü olarak kazındı. Kalbine isabet eden kurşun, onun sadece bedenini durdurabildi; ancak bu son nefes, uğruna savaştığı davanın sancağını ebediyete taşıyan, zamana karşı direnen destansı bir şehadete dönüştü. O gün, Muharrem Sabutay, bir nefer olarak çıktığı yolda, yenilmez bir abide olarak göğe yükseldi.
"Gençliğinin baharında toprağa düşenler, sadece birer isim değil; bir milletin bağımsızlık ve inanç uğruna verdiği sözdür."