"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, ateşten bir imza atar tarihin sayfasına; OSMAN UĞUR ÖZAYDIN da o imzanın mührüydü."
KİMLİĞİ VE İDEALİST YEMİN
Uşak’ın bağrından kopup gelen, ancak sıradan bir hayatı reddeden bir ruhtu o. Takvimler 27 Ocak 1979’u gösterdiğinde, henüz 29 yaşındaydı. Hem bir evlattı, babasının Camcı dükkânında rızkını kazanıyordu (bir Esnaf olarak), hem de Uşak Eğitim Enstitüsünde okuyan, geleceğe adanmış bir öğrenciydi. Fakat onun asıl kimliği, kuru bir meslek veya eğitimden ibaret değildi; o, ülkü uğruna varlığını ortaya koymuş bir neferdi.
UŞAK'IN KALESİ VE SÜREKLİ MÜCADELE
Osman Uğur Özaydın, genç yaşında memleketinin ülkücü hareketinin temelini atan kurucu mimarlardandı. Uşak’ta Genç Ülkücüler Teşkilatı’nın ve Ülkü Ocakları Derneği’nin kuruluşuna önderlik etti; defalarca başkanlık görevini üstlenerek makam koltuğunu değil, ateş hattındaki ön siperi tercih etti.
O, geri adım atmayan bir kale komutanıydı.
Bu adanmışlık, bedelsiz kalmadı. Duruşu, karanlığın hedefiydi. O, tehlikenin gölgesinde yaşamayı öğrenmişti; zira, bu vatan sevdası yüzünden defalarca saldırıya uğramış, fakat her seferinde daha da bilenerek sancağı daha yukarıya taşımıştı. Her saldırıdan sağ çıkışı, onun sadece direnişini değil, aynı zamanda davasına olan derin inancını kanıtlıyordu. Biliyordu ki, her an son anı olabilirdi, ancak bu bilgi, onu dükkânında babasıyla çalışmaktan veya davasına liderlik etmekten alıkoymadı.
SON AKŞAM VE BABANIN YANI BAŞI
27 Ocak 1979, Uşak için sıradan bir cumartesi akşamı gibi başladı. O gün, mesai bitmişti. Osman Uğur Özaydın, yaşamının basit düzenine uyarak, bir yandan esnaf, bir yandan evlat sorumluluğuyla hareket ediyordu. Babasıyla birlikte, ekmeklerini kazandıkları camcı dükkânının kapısını kapattı ve evin yolunu tuttu.
Bu, bir kahramanın en insani, en savunmasız anıydı.
Ancak karanlık, bu samimi yürüyüşü fırsat bildi. Tarihe utançla kazınan o son yolda, vicdanını yitirmiş üç devrimci solcu-komünist Kızıl katil, sinsice pusu kurmuştu. Onlar, bir vatanseveri değil, bir idealin sesini susturmak istiyorlardı.
BİTMEYEN VEDA
Saldırı anı, ihanetin en acımasız biçimiydi. Osman Uğur Özaydın, pusunun ortasında, canından çok sevdiği babasının yanı başında kıstırıldı. O an, bir babanın evladının kalkan olup düşüşünü izlediği, bir evladın ise son nefesini hayatının kaynağının yanında verdiği o korkunç an olarak tarihe kazındı.
Kurşunlar, sadece bir bedeni değil, Uşak’ın direniş ruhunu hedef aldı. Fakat onlar, Osman Uğur Özaydın’ın bedenini yere sererken, adını destanlaştırdıklarını fark edemediler. O, babasının gözleri önünde, davasından asla dönmeyişinin bedelini ödedi ve Ülkücü Şehitler kervanına katılarak, 29 yıllık kısa ömrünü ebedi bir meşaleye dönüştürdü.
"27 Ocak 1979’da Uşak semaları, vatan aşkının babasının yanı başında dökülen en ağır bedelini kaydetmiştir. Kimi hayatlar sessizce sonlanır, onunki ise bir manifesto olarak yankılanmaya devam eder."