"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; memleketin karanlık göğüne feda edilir, her bir nefes adanmışlığın destanı olur."
ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ: HAYATİ DAĞARSLAN
KİMLİĞİ VE KÖKLERİ
Anadolu’nun kadim toprağı, Yozgat’ın Yenifakı ilçesine bağlı Çöplü Çiftliği Köyü’nde yeşeren bir fidandı o. Adı, Hayati Dağarslan. Yüreğindeki vatan sevgisini, henüz baharında olan yirmüç yıllık ömrüyle harmanlamış, zorlu bir dönemin çetin sınavına göğüs germişti. İstanbul’un karmaşasında, hem fabrika tezgâhlarında işçi olarak çalışıyor, hem de İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nde geleceğin mimarı olmak için okuyordu. O, ne yorgunluğu ne de zorluğu kendine dert edindi; çünkü onun için mücadele, nefes alıp vermek kadar tabii bir vazifeydi.
MÜCADELE VE ONUR YUVASI
Hayati, sadece ders çalışan ya da ekmeğini kazanan bir genç değildi. İstanbul Gültepe semtinde kurulan Ülkü Ocakları Derneği’nde aktif görev alarak, ülkesinin düşman çemberine alınışına karşı dimdik duran iradenin neferi olmuştu. Çevresince çok seviliyordu; bu sevgi, onun temiz karakterinin ve sarsılmaz davasına olan bağlılığının en güçlü kanıtıydı. O, fırtınalı 1978 yılında, inandığı değerler uğruna her an bir tehlike çemberinin içinde yaşadığının bilincindeydi.
O KARANLIK GÜN VE SON ADIMLAR
Takvimler 26 Ocak 1978’i gösteriyordu. Gün, akşamın gölgeleriyle sarılırken, saatler 17.00 civarını işaret ediyordu. Hayati Dağarslan, iki ülküdaşıyla birlikte, günlük rutinin parçası olan o tehlikeli yolu adımlıyordu. Fener yolu Tren İstasyonu’ndan ayrılmışlar, sığınakları olan Atatürk Eğitim Enstitüsü öğrenci yurduna doğru ilerliyorlardı.
Burası bir cephe değildi; burası, masumane bir yürüyüş güzergâhıydı. Ancak Mazhar Osman sokağı, bir kahramanlık destanının yazılacağı, kalleşliğin hüküm süreceği yere dönüştü.
İHANETİN PUSU VE ŞEHADET
Yürekleri vatan aşkıyla atan bu gençlerin üzerine, içinden hainliğin fışkırdığı Renault marka bir otomobilden hunharca ateş açıldı. Bu, bir çatışma değil, alçakça bir suikast girişimiydi. Yanındaki ülküdaşı Bülent Uğurlu ile birlikte, Hayati yere yığıldı.
Bu, sıradan bir darbe değildi; Hayati Dağarslan’ın vücuduna tam on üç kurşun isabet etmişti. Her biri, onun gençliğine, inancına ve adanmışlığına sıkılmıştı.
Ağır yaralı olarak SSK Göztepe Hastanesi’ne kaldırıldılar. Hastane koridorlarında hayat mücadelesi verilirken, bütün dualar ve bütün tıbbi çabalar bu büyük fedakârlığı geri getirmeye yetmedi. Hayati, omuzladığı davanın yükünü, canıyla ödeyerek, yeryüzündeki görevini tamamladı.
Yirmiüç yaşındaki bu cesur yürek, 26 Ocak 1978 günü, şehitler kervanının ebedi yurduna katıldı. O, bir öğrenci ve bir işçi olarak yaşadı; bir kahraman olarak öldü. Hayati Dağarslan’ın adı, İstanbul’un karanlık bir sokağında değil; milletin onurlu direniş tarihinde, altın harflerle yazılı kaldı.
"Hayati'nin yirmüç yıllık ömrü, bir milletin vicdanına mühürlenmiş, 26 Ocak 1978 ise sadece bir tarih değil, kahramanlığın sonsuzluğa eriştiği gün olarak anılacaktır."