"Bazı ruhlar, dünyaya sadece yaşamak için değil, adanmışlığın destanını yazmak için gelir. O, her nefesini millet davasına mühürleyen, çelikleşmiş bir imandı."
RİZE'DEN DOĞAN, İSTANBUL'DA ÇELİKLEŞEN KİMLİK
Rize'nin bereketli topraklarında, 13 Mayıs 1961'de bir fidan gibi yeşeren Cengiz Akyıldız, kısa bir süre sonra Bursa'ya uğrayarak hayat mücadelesini İstanbul'a taşıdı. O, yalnızca bir birey değil, aynı zamanda üç çocuğunun kahramanı ve eşinin sarsılmaz direğiydi. İstanbul Fatih’teki Vatan Lisesi’nden aldığı eğitim, ona sadece bilgiyi değil, milletine hizmet etme idealini de yükledi. Ancak onun asıl kimliği, evladını ve ailesini her şeyden çok sevmesine rağmen, davasından asla vazgeçmeyen bir Gazeteci ve bir Millet Fedaisi olmasıydı.
12 EYLÜL: İMANIN DEMİR PARMAKLIKLARLA SINAVI
Türkiye'nin tarihine kara bir leke olarak düşen 12 Eylül 1980 darbesi, onun hayatının dönüm noktası oldu. İnancından ve duruşundan dolayı hedef gösterildi. Tam 93 uzun gün boyunca, insanlık onurunun hiçe sayıldığı sorgu odalarında tutuldu; hayvanlara dahi yapılması doğru görülmeyen akıl almaz işkencelere maruz kaldı. O, bu işkencehanelerden boyun eğmeden çıktı. Ancak bedeli ağırdı: gençliğinin tam 11 yılını demir parmaklıklar ardında geçirdi. Yıllar süren zindan hayatı, onu yıkmak yerine, adanmışlığını çelikleştirdi. O karanlık dönem, Cengiz Akyıldız’ı bir kurban değil, ateşten geçmiş bir kahraman yaptı.
RAHAT YÜZÜ GÖRMEDEN YÜRÜNEN YOL
Nihayet dışarı çıktığında, Cengiz Akyıldız ne yorgun düştü ne de küstü. Türk Milletini yüceltme davasına, kaldığı o zorlu yerden, hiç tereddüt etmeden devam etti. Hayatı, tehditlerin gölgesinde, iftiraların sisinde ve saldırıların hedefinde geçti. Darplara uğradı, ama duruşu sarsılmadı. Rahatlık ve huzur ona hep yabancı kaldı; o, huzuru davasının başarısında arayan bir adanmışlık abidesiydi. Kalemi onun silahı, imanı ise zırhıydı.
SON CEPHE: HAKİKATİ KAYDETMEK UĞRUNA ATILAN ADIM
Takvimler 26 Ocak 2014 Pazar gününü gösteriyordu. Yer, İstanbul’un Esenyurt semtindeki MHP seçim bürosuydu. Sıradan bir gün gibi başlayan bu pazar, vatan davasına gönül verenler için bir meydan muharebesine dönüşmek üzereydi. MHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Rasim Acar'ın gelişi sırasında, bölücü PKK yandaşları taşlı, sopalı ve ne yazık ki silahlı hain bir saldırı başlattı.
Cengiz Akyıldız, mesleğinin ve davasının gerektirdiği cesaretle, canını hiçe saydı. Kendini korumak yerine, o anları, o karanlık saldırıyı, tarihe not düşmek, hakikati görüntülemek için dışarıdaki kavgaya doğru kararlılıkla ilerledi. O, bir gazeteciydi; kalemini doğruların kayıt altına alınması için kullanıyordu. Ancak karanlık güçler, gerçeğin kaydedilmesine tahammül edemediler. Göğsünü siper ettiği anda, kalbine isabet eden bir kurşun, onu milletinin kucağından aldı. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede, tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak şehadet şerbetini içti.
SON SÖZ: ADANMIŞLIĞIN MÜHRÜ
Cengiz Akyıldız, bir saldırıdan kaçarken değil, hakikati belgelemeye çalışırken düştü. O, 11 yıl hapiste geçen, işkencelerle sınanmış hayatının son anında dahi, davasından bir adım geri atmayan büyük bir imandı.
"Gazeteciydi; kalemi yerine kurşunu aldı. Bir millet davası için kalbine ateş düşenler ölmez, onlar artık gök kubbenin altındaki sönmeyen ışıktır."