"Vatan borcu sadece cephede ödenmez; bazen, evinin yolunda, şerefin için verdiğin son nefeste ödenir."
KİMLİĞİ VE İDEALLERİNİN VAKFI
1979 yılının o acı soğuğunda, Ankara’nın Mamak semti, 45 yıllık bir ömrün kahramanlık destanına sahne olacaktı. İsmet Bodur, Denizli’nin Çivril ilçesinden yola çıkıp, hayatını dürüstlükle inşa etmiş bir esnaftı. O, sadece bir pastane işleten kişi değil; evli, altı evlada sahip, yuvasının sarsılmaz direğiydi. Mesleğinde ne kadar titizse, inancında da o kadar kararlıydı. Milliyetçi ve ülkücü olmanın getirdiği ağır sorumluluğu şerefle taşıyor, altı çocuğuna da bu onurlu duruşu miras bırakıyordu. Onun hayatı, ideallerin yalnızca sözde kalmayıp, ekmek teknesinde, babalığında ve mahallesinde yaşanabileceğinin canlı bir kanıtıydı.
O KARANLIK GECEYE YÜRÜYÜŞ
Takvimler 26 Ocak 1979’u gösterirken, gece yarısına yaklaşıyordu. Saat 23.00 sıralarıydı. İsmet Ağabeyimiz, günün yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak, yuvasının huzuruna kavuşmak üzere adımlarını hızlandırmıştı. Ancak o gece, huzur değil, bir tuzak onu bekliyordu.
Evine giden yolda, karanlığın içinden çıkan üç komünist militan yolunu kesti. Bu, sadece bir karşılaşma değil, ahlakın ve korkaklığın karşı karşıya geldiği son bir imtihandı.
ŞEREF İMTİHANI VE SON MÜCADELE
Kimlik kontrolü bahanesiyle yapılan bu aşağılık durdurmaya karşı İsmet Bodur’un cevabı, sadece bir soru değildi; o, dik bir duruş beyanıydı: “Ne için kimlik sordunuz?” Bu soru, zalimin yüzüne haykırılan bir meydan okumaydı.
Bu cesur tavır karşısında irkilen katillerden biri, kalleşçe bir hamle yaptı. Arkasında konuşlanmış olan bu korkak, yerden aldığı bir taşla İsmet Ağabeyimizin sırtına vurdu. O temiz gövde sendeledi. Fakat o an, 45 yıllık birikmiş şeref, diz çökmeyi reddetti.
Aldığı darbeden sonra dahi, İsmet Bodur, hayatının en çetin mücadelesine başladı. Yumruklar konuştu. Onun tek bir vuruşu, karşısındaki komünist militanı yere yuvarlamaya yetti. Bu direniş, pusuyu kuranların beklediği bir refleks değildi; bu, bir kahramanın son kükremesiydi.
Gözü dönmüş, sayıları ondan fazla olduğu halde dahi tek bir adama üstün gelemeyen o korkaklar, bu yiğitliğin karşısında çaresiz kaldılar ve silaha sarıldılar.
SEKİZ KURŞUNLA YÜCELİŞ
Mücadele artık eşit değildi. Vicdanını kaybetmiş bir el, soğuk bir silahı ateşledi. Ardı ardına patlayan silah sesleri, o yiğit insanın son sözleri oldu.
Sekiz kurşun, İsmet Bodur’un temiz gövdesine isabet etti. O, sokağın karanlığında, evine birkaç adım kala, inancından zerre taviz vermeden orada şehit oldu. O gece, Mamak’ın sokakları bir kahraman kaybetmişti; ancak ülkücüler, mücadelelerine rehber olacak bir destan kazanmışlardı.
Fedakârlığının yüceliği, ancak sabahın ilk ışıklarıyla anlaşılabildi. Şafak söktüğünde, yolda bulunan cesedi, şerefli bir direnişin son kanıtı olarak duruyordu. İsmet Bodur, ailesi ve davası uğruna, o karanlık gecede tek başına bir orduya karşı durmuş ve adını şanlı tarihe altın harflerle yazdırmıştı.
"Geride altı fidan, alnında sekiz onur nişanı bıraktı. Çünkü bazı hayatlar, ancak şehadetle tamamlanır."