“Bazı ruhlar 21 yıllık ömre, bir asırlık duruşu sığdırır.”
İSTANBUL’UN GENÇ SAVAŞÇISI
İstanbul toprağına düşen her yiğit gibi, Recep Altay Kızıltay da bir idealin sancağını omuzladı. Henüz 21 yaşındaydı; hayatının baharını idrak eden bu genç adam, aynı anda hem bir talebe hem de mesuliyet sahibi bir iş insanıydı. Kabataş Akşam Ticaret Lisesi’nde okuyor, aynı zamanda İzocam Fabrikası’nda (ve daha sonra İzosan Boya Sanayi’nde) bir muhasebeci olarak alın teri döküyordu. Onun hayatı, gençlik coşkusu ile adanmışlık yemininin kesiştiği yerde başladı.
GÜLTEPE’DEN YÜKSELEN SES
Recep Altay Kızıltay, ülkücü hareketin davasına sıradan bir katılımcı değildi; o, hareketin temel taşlarını döşeyenlerdendi. Gültepe Ortabayır’da ilk teşkilat kapılarını açtığı o kutlu günden itibaren, en ön safta yerini almıştı. O, sadece oturduğu Çeliktepe-Sanayi Mahallesi’nin değil, davasının da yılmaz bekçisiydi. Bu derin adanmışlık, ona sadece bir kimlik değil, aynı zamanda ağır bir sorumluluk da yükledi.
TEHLİKENİN İZİNDE
Mücadele saflarına katılanların kaderi belliydi ve Recep Altay bu bedeli ödemeye hazır olduğunu çoktan kanıtlamıştı. Karanlık ellerin hedefi haline gelmişti; daha önce de hain saldırılarla karşı karşıya kalmış, ancak bu tehditler onun duruşunu eğmeye yetmemişti.
O, korkuyu yenmiş bir kahramandı. Saldırıya uğramasına rağmen, mesleğinin ve davasının gerektirdiği her göreve geri dönüyor, her gün tehlikenin gölgesine aldırmadan, Şişli Sanayi Mahallesi’ndeki iş yerinin kapısından içeri girip çıkıyordu. O, biliyordu ki, vatan sevgisiyle attığı her adım, üzerine kurulan pusuyu göze almaktı.
26 OCAK 1979: SON MESAI
Takvimler 26 Ocak 1979 Cuma gününü gösterdiğinde, Recep Altay Kızıltay, o günkü mesaisini tamamladı. Elindeki kalemini bıraktı, hesaplarını kapattı ve İzosan Boya Sanayi’nin kapısından, akşamın karanlığına doğru son adımlarını attı.
Ancak düşman, onun en savunmasız anını seçmişti. Bir muhasebecinin yorgunluğunu, bir idealistin yalnızlığını hedef aldılar. İş yerinin önünde, insanlıktan nasibini almamış komünist militanlar tarafından kurulan hain bir pusu bekliyordu. Sadece inandığı değerleri savunduğu için, en alçakça yöntemle pusuya düşürüldü. Kurşunlar genç bedenini hedef aldığında, Recep Altay, 21 yıllık kısa ama destansı ömrünü, inancının sancağını yere düşürmeden tamamladı.
ZİNCİRLİKUYU’DAKİ EBEDİ RÜYA
O gün İstanbul, yirmi bir yaşında bir yiğidini toprağa verdi. Recep Altay Kızıltay, bir muhasebecinin defterlerini, bir öğrencinin geleceğini bıraktı ve şehitlik mertebesine yükseldi.
Fedakârlığı ve cesareti, İstanbul’un Çeliktepe semtinden başlayarak bütün bir neslin vicdanına kazındı. Kahramanın naaşı, inandığı değerler uğruna verilen mücadelenin nişanesi olarak, İstanbul’un ulu kabristanlığı Zincirlikuyu Mezarlığı’na sırlandı. Artık o, sadece bir isim değil; karanlık bir devirde davası uğruna ateşe yürüyenlerin ölümsüz hatırasıdır.
“Yirmi bir yaşında biten bir hayat değil; yirmi bir yaşında, uğruna ölünecek bir destan yazılmıştır.”