"Güneşin doğuşunu bekleyenler vardır; ama asıl kahramanlar, o ışık henüz sökmeden, inançları uğruna son adımı atanlardır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ MİLLET SEVDASI
Tarihin en çetin dönemlerinden birinde, 24 Ocak 1980’de, İstanbul karanlık bir yeminle sınanıyordu. Ahmet Çetin Çavdar, büyük unvanların adamı değildi; o, milletin ruhunda kök salmış, adsız kahramanlardan biriydi. Mesleği bir tekstil firmasında çalışan sıradan bir İŞÇİ olmasına rağmen, onun asıl kimliği yüreğindeki sarsılmaz imanda yatıyordu. O, eli nasırlı bir emekçiydi; emeğini fabrikada, ruhunu ise TEŞKİLAT çatısı altında ülküye adayan bir neferdi.
İstanbul’un Kumkapı Tepeüstü mahallesinde ikamet eden bu mütevazı yiğit, gündüzleri alın teri dökerken, işten arta kalan her anını davasına ayırıyor, varlığını adanmışlığın sessizliğinde büyütüyordu. Ahmet Çetin Çavdar, 1980’e giden o zorlu yollarda, sadece bir birey değil, inancının çelikten bir kalkanıydı.
SON SABAHIN KARARLILIĞI
24 Ocak 1980 sabahı, İstanbul henüz uykudayken, Ahmet Çetin Çavdar evinden çıktı. Gideceği yer, her zamanki gibi işiydi. Bu, onun için basit bir mesai başlangıcı değil, idealini yaşama dökmenin günlük rutiniydi. Ne var ki, o gün, sıradan bir işgününün başlangıcı değil, ebediyete doğru atılan son adım olacaktı.
Karanlık bir kin, o sabah erken saatte onu hedef almıştı. Kin ve nefretle bilenmiş 3 KOMÜNİST MİLİTAN, gencecik bir yüreği susturmak üzere tren istasyonun yakınına sinsice pusu kurmuşlardı. Onlar, Ahmet Çetin Çavdar’ın sadece bedeniyle değil, temsil ettiği bütün değerlerle savaşmak için bekliyorlardı.
VURULAN YEMİN: KAHRAMANIN ATEŞTEN SINAVI
Ahmet Çetin Çavdar, istasyona yaklaştığında, beklenen an geldi. Pusu sona erdi ve üç caninin namlularından çıkan o dehşetli YAYLIM ATEŞİ sokakları doldurdu. Bu, bir çatışma değil, inanca sıkılmış hain bir kurşun yağmuru, alçakça bir infazdı.
O an, Ahmet Çetin Çavdar, davasının büyüklüğünü kanıyla tescil etmek üzereydi. Düşmanları, onun cesaretini, adanmışlığını ve duruşunu bildiklerinden, onu susturmak için korkunç bir şiddet uyguladılar. Bu yiğidin vücuduna tamı tamına 29 MERMİ isabet etti. Yirmi dokuz mermi! Bu sayı, düşmanın ne denli büyük bir korku ve nefret taşıdığının, bir idealin sesini kısmak için ne denli çaresiz kaldığının acı bir kaydıdır.
ŞEHADETİ VE EBEDİ MÜHÜR
Ahmet Çetin Çavdar, İstanbul topraklarına, inancının bedelini ödeyerek düştü. O, sadece bir işçi değil, ülkücü hareketin emekçi ruhu, 24 Ocak 1980 tarihinde şehadet mertebesine yükselen bir destan yazarıydı. Düşmanın vahşetiyle, canice bir yaylım ateşiyle susturulmak istense de, o son nefesiyle dahi davasının ölümsüz olduğunu ilan etti.
Onun fedakarlığı, sadece bir tarih kaydı değil; Kumkapı’dan Anadolu’ya yayılan, adanmışlığın ne anlama geldiğini gösteren ebedi bir meşaledir.
"O’nun bedeni 29 kurşunla susturuldu, ama o kurşunların her biri, 24 Ocak 1980’de yazılan destanın birer mührü oldu. İşçi Ahmet Çetin Çavdar, sadece bir şehit değil, adanmışlığın ta kendisiydi."