"Kimi zaman hayatlar kısa sürer; ancak büyük davalar için düşenler, gökyüzünün en parlak yıldızı olur."
BİR YÜREK, BİR HİLAL
Bu destansı hikaye, henüz hayatının baharında, bir öğrenciyken inancının bayraktarlığını üstlenen bir kahramana aittir. Adı: RAMAZAN BAHAR.
Doğduğu topraklar olan Malatya'nın Dilek Kasabası’nda, henüz lise sıralarındayken geleceğe dair hayaller kurmak yerine, vatanın geleceği için duruş sergilemeyi seçti. O, sadece ders kitaplarına değil, aynı zamanda milli vicdanın en çetin sınavına da adanmış bir gençti.
DİLEK'TE YANAN ADANMIŞLIK ATEŞİ
Ramazan Bahar, ideallerinin ateşini Malatya'nın kalbine taşıyan bir neferdi. Dilek Kasabası'nda, o yılların karanlık ve zorlu şartları altında, ülkücü teşkilatlanmanın en gayretli, en yılmaz fedaisi olarak tanındı. O, bir öğrenciydi, ama aynı zamanda bir dava adamıydı; her attığı adım, her kurduğu cümle, inandığı değerler uğruna yapılmış bilinçli bir fedakarlıktı. O, tehlikenin gölgesinde dahi geriye dönmeyi düşünmeyen bir Bozkurttu.
SON DURAĞA YÜRÜYÜŞ
Takvimler 24 OCAK 1978'i gösteriyordu. Gün Malatya için soğuk ve pusluydu. Ramazan Bahar, okulun çileli gününü bitirmiş, omuz omuza mücadele ettiği ülküdaşlarıyla birlikte okuldan ayrılmıştı. Yürüdüler. Durak, her günkü gibi bekleyişin noktasıydı. Orada, kaderin acımasız çizgisinde, arkadaşlarıyla yolları ayrıldı.
Hava, artık ne gökkuşağını ne de yıldızları gösteriyordu; etrafı zifiri bir karanlık sarmıştı. Bu karanlık, aydınlık bir fikri sindiremeyen, pusu kuran komünist militanlar için bir fırsattı.
O ON ALTI MÜHÜR
Ramazan Bahar, tek başına, Malatya'nın acımasız sokağında hedefti. Bir anda, namlular patladı. Bu, bir çatışma değil, bir infazdı. Karşısına çıkan hain ateşe karşı duruşu, göğsünü siper etmesi, kahramanlığının son ispatı oldu. Kurşunlar, karanlığı yırtarak o gencecik, inançla dolu bedeni hedef aldı.
Durmak bilmeyen yaylım ateşi karşısında, o fidan, tam on altı (16) kez vuruldu. Her bir kurşun, sadece bir yara değil; bir ihanetin, bir fedakarlığın ve bir adanmışlığın tarihe atılan mührüydü. Ramazan Bahar, aldığı bu ağır yaralar nedeniyle olay yerinde, inandığı yolda, dimdik bir Bozkurt gibi şehadet mertebesine ulaştı. Dilek Kasabası'ndan yükselen bu sönmez ışık, 24 Ocak 1978'de Malatya'nın şehitlik mührünü kanıyla kazıdı.
"Ramazan Bahar, düşman kurşunlarıyla susan bir ses değil; fedakarlığıyla tarihe kazınan sönmez bir meşaledir."