"Bazı ruhlar, şafak sökmeden önce atılan adımlarla tarihe mühürlenir; onlar, inancın bedelini canlarıyla ödeyenlerdir."
KÖKLERDEN GELEN BİR VİCDAN: BEKİR SOYUPEK
1928 yılının soğuk bir kış gününde, Ankara'nın mütevazı Çelebi bucağında, Anadolu toprağının bereketini ruhunda taşıyan bir yiğit dünyaya geldi: BEKİR SOYUPEK. Askerlik ocağını tamamlayıp geri döndüğünde, dar gelen toprağın ailesini geçindiremeyeceğini biliyordu. Gurbeti kendine yurt edinerek, zorlu hayat mücadelesini başkent Ankara'ya taşıdı.
O, devasa bir cesaretin ardına gizlenmiş, uysal bir kişiliğe sahipti. Sözü dinlenir, varlığı güven veren bir bilgeydi. Mahalle sakinleri tarafından takdir edilir, sevgisiyle bulunduğu toplumu bir arada tutardı. Bekir Soyupek, sadece bir baba değil, ailesinin, özellikle de hayat kavgasını omuzladığı oğlu NUH'un dayanağı ve sarsılmaz kalkanıydı.
İMANIN ZIRHI VE ADANMIŞLIĞIN YOLU
Onun hayatı, yalnızca maddi bir mücadeleden ibaret değildi; Bekir Soyupek, her adımı imanla atan bir neferdi. Ailesiyle birlikte gönülden bağlı olduğu ülkücü davanın ve MHP’nin sarsılmaz bir ferdiydi.
Fakat onun asıl gücü, her sabah, dünyanın kargaşası başlamadan önce eda ettiği ibadetinde gizliydi. Şafak sökmeden yola çıkmaz, sabah namazını kılmadan haneden ayrılmazdı. İşine başlamadan önce mutlaka AYET'EL KÜRSİ duasını okur, böylece hem kendi ruhunu hem de ailesinin yolunu görünmez bir zırhla kuşatırdı. O, sadece bir işçi değil, inancını hayatının her anına yaymış bir adanmışlık abidesiydi.
O KARANLIK ŞAFAK: 24 OCAK 1980
Takvimler, karanlık ve puslu bir dönemin zirvesi olan 24 Ocak 1980’i gösteriyordu. Ankara sokakları, hain pusularla bezenmiş, ülkücü duruşun bedelinin en ağır şekilde ödendiği günleri yaşıyordu.
Bekir Soyupek, kararlılığını ve inancını yanına alarak, alışılmış saatinde yola koyuldu. Yanında, hayat arkadaşı ve mücadele ortağı oğlu Nuh vardı. Saatler, sabaha dahi tam ulaşmamış, 04.30 sıralarını gösteriyordu. Babasının imanıyla güçlenmiş, omuz omuza yürüyen bu iki yiğit, ekmeğin peşinde çıktıkları yolda, bilmedikleri bir sona doğru ilerliyorlardı.
SON ADIM VE YÜKSELİŞ
Onun her günkü rutininde attığı o adımlar, o şafak vaktinde, bir kahramanlık yürüyüşüne dönüştü. Ne yazık ki, milletin değerlerine ve inancına düşman kesilmiş komünist militanlar, bu masum ve vakur adımları hedef almışlardı.
Evinden daha sadece 30 metre uzaklaşmıştı ki, kurdukları alçak pusuyla karşılaştı. Hain kurşunlar, inançla çıktığı yolda onu durdurdu. O an, Bekir Soyupek, adanmışlık yemininin en ağır bedelini ödedi. Oğlu Nuh ağır yaralanmış olsa da, o, davasının ve ailesinin onurunu zirveye taşıyarak şehadet mertebesine erişti.
Bekir Soyupek, 24 Ocak 1980 sabahı, Ankara'nın soğuk toprağında, uysal bir yürekle taşıdığı devasa imanın bedelini ödemiş, geride bıraktığı oğlu ve tüm ülküdaşları için sönmeyecek bir meşale yakmıştır.
"Bekir Soyupek, 24 Ocak 1980 sabahı, şafak sökmeden yola çıkanların, inancından dönmeyenlerin, ebediyete yazılan destanıdır."