"Bazı hayatlar, sadece bir tarih değildir; yıkılmaz bir duruşun, ödenen en ağır bedelin adıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALLERE ADANMIŞ BİR MÜHENDİS
1980 yılının karanlık ve puslu günleriydi. Millete ve devlete adanmışlık, en yüksek bedellerle sınanıyordu. Bu zorlu çağın ortasında, 32 yaşında, duruşu ve mühendis ruhuyla geleceği inşa etmeye çalışan bir kahraman vardı: Ülkücü Şehit Ali Sünnetçi.
O, sadece binalar inşa eden bir mühendis değildi; fikri ve ideolojik duruşuyla da sağlam temeller atıyordu. Kendi inşaat bürosunun başındaydı, bir meslek sahibi olarak hayatını kurmuştu; fakat yüreğindeki millet sevdası, onu kuru bir mesai düzenine hapsedemedi. Ülkücü Teknik Elamanlar Derneği’nin kurucuları arasında yer alarak, bilimi ve aklı vatan davasının hizmetine sunan öncülerden oldu. Siyasi adanmışlığını ise MHP Şişli İlçe teşkilatında yönetim kademesinde görev alarak somutlaştırdı. O, hem rızkını kazanırken, hem de davasının nöbetini tutan, çok cephede savaşan bir neferdi.
ADANMIŞLIĞIN İKİ CEPHE: AİLE VE VAZİFE
Ali Sünnetçi’nin hayatı, sorumluluk ve sevginin kesişim noktasıydı. İstanbul’un Şişli ilçesindeki Hürriyet Mahallesi Fidan Sokak’ta, evinde onu bekleyen bir yuvası vardı. Evliydi ve geride kalacak üç küçük yüreğin kahramanı, üç evladın babasıydı.
İşte bu durum, onun kahramanlığını sıradanlığın ötesine taşıyordu: O, sadece idealleri için değil; ailesinin huzuru ve üç çocuğunun güvenli bir gelecekte yaşaması için de en tehlikeli cephede yer almayı seçmişti. Bir yanda aile sıcaklığı, diğer yanda vatan davasının yakıcı ateşi vardı. Ali Sünnetçi, omuzlarına yüklediği bu çelikten sorumluluğu, hayatının son anına dek onurla taşıdı.
23 OCAK 1980: KAHPE PUSU
Vazifesinden dönen bir mühendisin, yuvasının huzuruna kavuşacağı o an, bir ülkücünün hayatındaki en kırılgan andır. Takvimler, adalet ve vicdanın ağır yara aldığı o karanlık tarihi gösteriyordu: 23 Ocak 1980.
Ali Sünnetçi, akşam üzeri, günün yorgunluğuyla evinin sokağına, Fidan Sokak’a ulaştı. Arabasından indiği o kısa an, pusuda bekleyen karanlık eller için bir fırsat oldu. İşte tam o anda, üç komünist militan, kin ve nefretle bilenmiş namlularını bu millet sevdalısına doğrulttu.
KAHRAMANLIĞIN SON ADIMI
Bu, bir çatışma değildi; bu, bir hesaplaşma anıydı. Üç hain silaha karşı tek bir duruş vardı. Ali Sünnetçi, son nefesini, tam da yuvaya girmek üzereyken, adımlarını vatanına feda ettiği o toprağa bıraktı.
Vücudunun çeşitli yerlerinden isabet eden kurşunlar, sadece bir bedeni değil, aynı zamanda bir babanın umutlarını ve bir mühendisin geleceğe dair hayallerini de hedef aldı. Aldığı yaralar o kadar ağırdı ki, yiğit Ülküdaşımız Ali Sünnetçi, olay yerinde şehitlik mertebesine yükseldi.
O, yuvasına son adımını atmayı başaramadı; fakat binlerce ülkücü gencin vicdanına ve hürriyet davasının şanlı tarihine, silinmez bir iz olarak adını yazdırdı. Cansız bedeni, adanmışlığının ve fedakarlığının nişanesi olarak Sanayi mezarlığının mukaddes toprağına emanet edildi. Ali Sünnetçi, 32 yaşında, karanlığa karşı yaktığı ışığın bedelini canıyla ödemiş, üç çocuğuna bırakabileceği en büyük mirası, onurlu bir şehitliği miras bırakmıştır.
"O, sadece bir mezar taşında yazılı bir isim değil; milletin vicdanına kazınmış sarsılmaz bir yemindir."