"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; vatanın yazgısına, en ağır bedelle mühürlenir."
KİMLİK: TOPRAĞIN VEFALI EVLADI
1945 yılı, Adıyaman’ın derinliklerinde, Doyranköyü’nün Kızılcahöyük Mezrası’nda bir yiğidin nefesi yankılandı: Ali Güzel. O, dört kardeşin bir parçasıydı; Anadolu’nun sadeliğinden, toprağın mertliğinden yoğrulmuş bir kimlik taşıyordu. İlk ve ortaöğrenimini Adıyaman’ın zorlu yollarında tamamladıktan sonra, hayatının her adımını sorumluluk bilinciyle attı. O sadece bir İŞÇİ değildi; o, emeğiyle toprağına hizmet eden, alın teriyle mukaddesatına sahip çıkan bir idealin temsilcisiydi.
ADANMIŞ BİR HAYAT VE MUKADDES YUVA
Görev adamıydı Ali Güzel. Evlendi, şerefli askerlik görevini yerine getirdi ve Köy Hizmetleri saflarında memleketine hizmet etmeye başladı. Onun hayatında yuva kurmak, nesli yaşatmak kutsaldı. İlk hanımından çocuğu olmaması üzerine, omuzlarındaki bu sorumluluk bilinciyle ikinci evliliğini yaptı. Geride, umutla büyüttüğü iki evladı vardı ve eşinin kalbinde, henüz doğmamış, dünyaya gözlerini açmayı bekleyen üçüncü bir can taşıyordu. O, kurduğu bu sıcak yuvayla, ülkülerinin geleceğine tohum serpen bir kahramandı.
ADIM ADIM KADERİN ÇAĞRISI
Takvimler 23 Ocak 1980’i gösteriyordu. Ali Güzel, Köy Hizmetlerindeki görevinden 20 günlük izin almıştı. Bu izin, bir dinlenme değil, kardeşlik bağlarını pekiştiren bir vuslat çağrısıydı. Rotası, Doyran köyünde öğretmenlik yapan kardeşi Hüseyin’in yanıydı. Yanlarında, ağabeyileri Mehmet Güzel de vardı. Üç Güzel yürek, bir araya gelmişti. Kardeşlerinden birinin hanımının Doyran sağlık ocağında çalışması sebebiyle, o geceyi sağlık ocağının lojmanında geçiriyorlardı. Huzur dolu, masum bir sohbetin sıcaklığı lojmanın duvarlarına sinmişti.
KAPI VURDUĞUNDA VAKİT: 19:15
O karanlık akşam, üç kardeşin dertleştiği, geleceği konuştuğu saat 19:15’i gösterdiğinde, huzur birden paramparça oldu. Dışarıdan gelen o uğursuz, sert kapı çalınışı, sadece bir sese değil, ülkenin üzerine çöken kara bir kadere işaretti. Kardeşlerin en küçüğü, masumiyetin temsilcisi Hüseyin, kapıyı açmaya gitti.
O an, Adıyaman toprağı nefesini tuttu.
Kapının eşiğinden içeriye sadece düşmanlık girmedi; bölücü komünist terör örgütü militanlarının silahları, o mukaddes yuvayı kirletmek üzere hedef aldı. Korku, çocukların gözlerine yansıdı; çaresizlik, evin hanımının yüreğine saplandı.
ÜÇ KARDEŞ, BİR SÖZ: SON NEFESİN DESTANI
Ne bir kaçış ne bir geri adım... Silahlar, savunmasız kalan üç kardeşe çevrildiğinde, Ali Güzel ve kardeşleri Hüseyin ile Mehmet, kaderlerine yiğitçe yürüdüler. Onlar, ne pahasına olursa olsun teslim olmayacak, o anki duruşlarıyla, davalarının ve vatanın bekası için ödenmesi gereken bedelin büyüklüğünü kanıtlayacaklardı.
Teröristler, o anki vahşetleriyle, çocukların ve evin hanımının gözleri önünde, üç kardeşi de kurşunlayarak etkisiz hale getirdiler. 23 Ocak 1980, Adıyaman’da bir ailenin huzurunun çalındığı, üç yiğidin, Ali Güzel, Hüseyin Güzel ve Mehmet Güzel’in, ülkülerinin ve yuvalarının savunucusu olarak şehadet şerbetini içtiği gün oldu. Onlar, en temel hakkı olan yaşamı, bölücü ideolojinin karanlığına karşı duruşlarının bedeli olarak ödediler.
Onlar gitmedi; sadece, yürekleri vatanın ebedi yurduna emanet bıraktılar."