"Bazı insanlar sadece bir ömür yaşamaz; inandığı değerler uğruna toprağa düşerek, milletinin hafızasında sarsılmaz bir destan olarak kök salar."
I. YÜREĞİ TOPRAK KOKAN KAHRAMAN
Adıyaman’ın derin, kadim topraklarından, Doyranköyü’nün Kızılcahöyük Mezrası’ndan doğdu Mehmet Güzel. Takvimler 1932’yi gösterdiğinde dünyaya gelen bu vatan evladı, dört kardeşin en büyüğü olarak sadece toprağı değil, milletinin manevi değerlerini de omuzlamayı görev bildi. İlk ve ortaokul sıralarını Adıyaman’da tamamlamış, lakin onun gerçek okulu, dürüstlük ve fedakârlık üzerine kurulmuş hayat tecrübesi olmuştu. O, bir çiftçiydi; eli nasırlı, yüreği iman dolu.
II. İRFANIN VE VEFA'NIN ADAMI
Sekiz evladına yuva kuran Mehmet Güzel, yalnızca ailesinin geçimini sağlamakla yetinmedi. O, aydınlığın meşalesini taşıyan bir rehberdi. Sahip olduğu derin dini bilgi, onu sadece tarlasında değil, Sünni köylerde de saygı duyulan bir öğretmen yapmıştı. Bir elinde çapası, diğer elinde Kur’an, cahilliğin karanlığına karşı duruş sergileyerek, vatanına ve nesline irfanı miras bırakıyordu. Onun hayatı, bir Ülkücünün adanmışlığının ve sade bir Anadolu erinin erdeminin en güçlü kanıtıydı.
III. VAZİFENİN VE KARDEŞLİĞİN SON GECESİ
23 Ocak 1980... Tarih, Adıyaman semalarında karanlık bir gecenin hüküm süreceğini bilmiyordu henüz. O gün, Mehmet Güzel ve kardeşi Ali Güzel, kutsal bir vefa görevini yerine getirmek için yola çıktılar. Amaçları, Doyran köyünde öğretmenlik yapan en küçük kardeşleri Hüseyin’in, sağlık ocağı lojmanında kalan rahatsız eşini ziyaret etmek, ona destek olmaktı.
Üç kardeş, Mehmet, Ali ve Hüseyin, sağlık ocağının mütevazı lojmanında bir araya gelmişlerdi. Aile bağlarının, sohbetin ve dayanışmanın sıcaklığı, dışarıdaki kış soğuğunu ve memleketi saran ideolojik gerilimi unutturuyordu. Üç yiğit, ocağın başında, memleketin geleceğini konuşurken, o anları ölümsüzleştiren huzurun farkında değildi.
IV. BÖLÜCÜ KARANLIĞIN ÇALDIĞI KAPI
Saatler 19:15’i gösterdiğinde, lojmanın kapısı çalındı. Gecenin sessizliğini bozan bu davetsiz ses, bir fırtınanın habercisiydi. En küçük kardeş, Hüseyin, kapıyı açmak üzere yerinden kalktı.
Kapı aralandığı an, bölücü komünist terör örgütünün gözleri dönmüş militanları, kin ve nefretle silahlarını bu masum kardeşlik çemberine yönelttiler. Mehmet Güzel ve kardeşleri, çocuklarının ve evin hanımının gözleri önünde, herhangi bir savunma fırsatı bulamadan, alçakça bir saldırının hedefi oldular.
Onlar teslim olmadı; onların duruşu, sadece bir anlık bir teslimiyet değil, inandıkları değerler uğruna gözlerini dahi kırpmadan ölüme yürüyüşleriydi. Bir sofra başında, bir aile ocağında, kardeşlik ve iman sancağı altında kurşunlandılar. Üç fidan, aynı anda devrilirken, Mehmet Güzel, Anadolu’nun yiğit bir evladı, imanıyla meşaleler yakan bir Ülkücü Şehit olarak 23 Ocak 1980’de Şehadet Şerbetini içti. Onun ve kardeşlerinin kanı, milletin birliği ve beraberliği adına toprağa düşen en kutsal bedel oldu.
"Kimi zaman bir kahramanın destanı, savaş meydanında değil, namus ve iman uğruna ailesinin yanı başında, hain bir kurşunla sonlanan o son nefeste yazılır. Mehmet Güzel ve kardeşleri, işte o destanın ölümsüz mühürüdür."