"Bazı hayatlar kısa bir nefes değil, çağları aşan bir yemin olur."
KİMLİĞİ VE BAHAR YILLARI
Kahramanmaraş’ın destan coğrafyası Elbistan’da, bir ruh filizlendi: Haydar Cerit. Ömrün en verimli çağı olan 25 yaşında, henüz diplomalarının mürekkebi kurumamış, stajyeri olduğu özel kuruluşta geleceğe dair hayaller kuran bir gençti. Ancak o, sadece dünyevi bir kariyere adanmış değildi. Ruhu, daha büyük bir sancağın altında hizalanmıştı. İkamet ettiği Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kiltepe Mahallesi, onun sadece evi değil, aynı zamanda kararlı duruşunun şahidi olacaktı.
İDEALLERİN ADANMIŞLIĞI
Haydar Cerit, o çalkantılı 1970’li yıllarda, inançlarının bedelini ödemekten çekinmeyenler safındaydı. Malatya Ülkü Ocakları Derneği’nin bir üyesiydi; bu üyelik, onun için sadece bir aidiyet değil, bir vatan nöbeti, yüksek bir ülküye adanmışlık yeminiydi. Gençliğin heyecanını, davasının ağırlığıyla harmanlamış, sarsılmaz bir irade ortaya koymuştu. O, karanlıkta ışık arayanların sesiydi.
O SON AKŞAM VE KADERİN YOLU
Takvimler 22 Ocak 1978 Pazar gününe doğru ilerlerken, Malatya soğuk ve gergin bir havayı soluyordu. Saatler 20.00’ı gösterdiğinde, Haydar ailesiyle birlikte gezintiden dönüyordu. Abisinin hanımı, yengesi de yanlarındaydı. Gündelik yaşamın huzuru içinde çarşıdaydılar. Sıradan bir ihtiyaç, o anki kaderi belirledi: Haydar bir sigara almak istedi.
Ailesinin büyük kısmı, o anki tehlikeden habersiz, eve doğru adımlarını hızlandırdı. Yengesi ise durup onu bekledi; fedakârlığa şahit olacak tek kişi olacaktı. Haydar, marketin ışıklarına doğru dönerken, aslında bilmediği bir uçuruma doğru yürüyordu.
ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Bu bekleme anı, haince bir pusu için seçilmişti. Gecenin karanlığı, üç gölge tarafından yarıldı. Hiçbir uyarı, hiçbir ihtimal tanımadan, üç kişi birden Haydar Cerit’in üzerine silahlarını ateşledi. Bu, bir çatışma değil, ideallere sıkılmış kalleş bir kurşun, genç bir ömrün hedef alınışıydı.
O an, çarşı kan gölüne döndü. Haydar vurulmuştu. Ancak bu yara, onun davasına olan bağlılığının mühürlendiği damgaydı. Yaralı bedeni, zamanla yarışarak derhal hastaneye kaldırıldı; umut tükenmemişti.
VEDA VE EBEDİ ZAFER
Kahraman, kurşuna rağmen direniyordu. Doktorlar, onun hayatı için yoğun bir çaba gösterdi. Peş peşe iki kez ameliyat masasına yatırıldı, vücuduna saplanan hain mermiyi çıkarmak için verilen mücadele uzundu ve çetindi. O gece, 22 Ocak'ı 23 Ocak'a bağlayan o karanlık saatler, Haydar'ın hayatta kalma savaşının sessiz tanığı oldu.
Fakat fedakârlığı tamamlanmak zorundaydı. Pazar sabahı, saat 07.00 sularında, Haydar Cerit, hayatını vatanın yüksek ideallerine adayanların kervanına katıldı. Vücudundan çıkarılamayan o kurşun, artık onun sonsuza dek taşıyacağı şeref nişanesi oldu. Malatya’da bir bayrak düştü, ama göklere bir yıldız yükseldi. O, Ülkücü Şehit unvanıyla ebediyete erdi.
"O, 25 yaşının baharında bedelini canıyla ödeyenler kervanının ebedi sancağı oldu."